عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
'Amma yatasâ'alûn
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Nebe Suresi 78:1 ile Nas Suresi 114:6 arası
Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
'Amma yatasâ'alûn
Birbirlerine neyi soruyorlar?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ٢
'Anin-naba'il-'azîm
(İnanıp inanmamakta) büyük haberi mi?
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ٣
Allazî hum fîhi muhtalifûn
Ayrılığa düştükleri.
كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ٤
Kallâ saya'lamûn
Hayır! Anlayacaklar!
ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ٥
Summa kallâ saya'lamûn
Yine hayır! Onlar anlayacaklar!
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدٗا ٦
Alam nac'alil-arda mihâdâ
Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادٗا ٧
Val-cibâla avtâdâ
Dağları da birer kazık.
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجٗا ٨
Vahalaknâkum azvâcâ
Sizi çifter çifter yarattık.
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتٗا ٩
Vaca'alnâ navmakum subâtâ
Uykunuzu bir dinlenme kıldık.
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسٗا ١٠
Vaca'alnal-layla libâsâ
Geceyi bir örtü yaptık.
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشٗا ١١
Vaca'alnan-nahâra ma'âşâ
Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعٗا شِدَادٗا ١٢
Vabanaynâ favkakum sab'an şidâdâ
Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.
وَجَعَلۡنَا سِرَاجٗا وَهَّاجٗا ١٣
Vaca'alnâ sirâcan vahhâcâ
(Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık.
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءٗ ثَجَّاجٗا ١٤
Va anzalnâ minal-mu'sirâti mâ'an saccâcâ
Üst üste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبّٗا وَنَبَاتٗا ١٥
Llinuhrica bihî habban vanabâtâ
Size tohumlar, bitkiler; (ağaçları) yetiştirmek için,
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا ١٦
Vacannâtin alfâfâ
sarmaş dolaş olmuş bağlar ve bahçeler yetiştirmek için.
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتٗا ١٧
Inna yavmal-fasli kâna mîkâtâ
Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجٗا ١٨
Yavma yunfahu fis-sûri fata'tûna afvâcâ
Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz;
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبٗا ١٩
Vafutihatis-samâ'u fakânat abvâbâ
gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur,
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ٢٠
Vasuyyiratil-cibâlu fakânat sarâbâ
dağlar yürütülür, serap haline gelir.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادٗا ٢١
Inna cahannama kânat mirsâdâ
Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir.
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابٗا ٢٢
Llit-tâğîna ma'âbâ
Azgınların barınağı olacak,
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابٗا ٢٣
Llâbisîna fîhâ ahkâbâ
(Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar,
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدٗا وَلَا شَرَابًا ٢٤
Llâ yazûkûna fîhâ bardan valâ şarâbâ
orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar,
إِلَّا حَمِيمٗا وَغَسَّاقٗا ٢٥
Illâ hamîman vağassâkâ
kaynar su ve irin tadarlar.
جَزَآءٗ وِفَاقًا ٢٦
Cazâ'an vifâkâ
Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak.
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابٗا ٢٧
Innahum kânû lâ yarcûna hisâbâ
Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابٗا ٢٨
Vakazzabû bi'âyâtinâ kizzâbâ
Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبٗا ٢٩
Vakulla şay'in ahsaynâhu kitâbâ
Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ٣٠
Fazûkû falan nazîdakum illâ 'azâbâ
Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ٣١
Inna lil-muttakîna mafâzâ
Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer,
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبٗا ٣٢
Hadâ'ika va a'nâbâ
bahçeler, üzüm bağları,
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابٗا ٣٣
Vakavâ'iba atrâbâ
göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,
وَكَأۡسٗا دِهَاقٗا ٣٤
Vaka'san dihâkâ
içki dolu kâseler vardır.
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا كِذَّٰبٗا ٣٥
Llâ yasma'ûna fîhâ lağvan valâ kizzâbâ
Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.
جَزَآءٗ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابٗا ٣٦
Cazâ'am mir rabbika 'atâ'an hisâbâ
Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابٗا ٣٧
Rrabbis-samâvâti val-ardi vamâ baynahumar-rahmâni lâ yamlikûna minhu hitâbâ
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفّٗاۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابٗا ٣٨
Yavma yakûmur-rûhu val-malâ'ikatu saffal lâ yatakallamûna illâ man azina lahur-rahmânu vakâla savâbâ
Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler.
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ٣٩
Zâlikal-yavmul-hakku faman şâ'at-tahaza ilâ rabbihî ma'âbâ
İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابٗا قَرِيبٗا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا ٤٠
Innâ anzarnâkum 'azâban karîban yavma yanzurul-mar'u mâ kaddamat yadâhu vayakûlul-kâfiru yâlaytanî kuntu turâbâ
Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: «Keşke toprak olsaydım!» diyecektir.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقٗا ١
Van-nâzi'âti ğarkâ
Söküp çıkaranlara , andolsun;
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشۡطٗا ٢
Van-nâşitâti naştâ
yavaşça çekenlere , andolsun;
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبۡحٗا ٣
Vas-sâbihâti sabhâ
yüzdükçe yüzenlere , andolsun;
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبۡقٗا ٤
Fas-sâbikâti sabkâ
yarıştıkça yarışanlara , andolsun;
فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرٗا ٥
Fal-mudabbirâti amrâ
iş düzenleyenlere , andolsun;
يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ٦
Yavma tarcufur-râcifah
Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı,
تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ٧
Tatba'uhar-râdifah
onu ikinci üflemenin takip ettiği gün,
قُلُوبٞ يَوۡمَئِذٖ وَاجِفَةٌ ٨
Kulûbun yavma'izin vâcifah
işte o gün yürekler kaygıdan oynar,
أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةٞ ٩
Absâruhâ hâşi'ah
gözler yorgun düşer.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ ١٠
Yakûlûna a'innâ lamardûdûna fil-hâfirah
«Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, derler.
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا نَّخِرَةٗ ١١
A'izâ kunnâ 'izâman nahirah
(Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?»
قَالُواْ تِلۡكَ إِذٗا كَرَّةٌ خَاسِرَةٞ ١٢
Kâlû tilka izan karratun hâsirah
«O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur» dediler.
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةٞ وَٰحِدَةٞ ١٣
Fa innamâ hiya zacratun vâhidah
Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ١٤
Fa izâ hum bis-sâhirah
Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ١٥
Hal atâka hadîsu mûsâ
(Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?
إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى ١٦
Iz nâdâhu rabbuhû bil-vâdil-mukaddasi tuvâ
Kutsal vadi Tuva'da Rabbi ona şöyle seslenmişti :
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ١٧
Izhab ilâ fir'avna innahû tağâ
Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.
فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ١٨
Fakul hal laka ilâ an tazakkâ
De ki: Arınmayı ister misin?
وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ ١٩
Va ahdiyaka ilâ rabbika fatahşâ
Seni Rabbimin yoluna iletmemi, böylece ondan korkarsın.
فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ ٢٠
Fa arâhul-âyatal-kubrâ
Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ٢١
Fakazzaba va'asâ
(O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.
ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ ٢٢
Summa adbara yas'â
Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstererek sırtını döndü.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ٢٣
Fahaşara fanâdâ
Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ ٢٤
Fakâla ana rabbukumul-a'lâ
Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ ٢٥
Fa ahazahullâhu nakâlal-âhirati val-ûlâ
Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةٗ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ ٢٦
Inna fî zâlika la'ibratal liman yahşâ
Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا ٢٧
A'antum aşaddu halkan amis-samâ'u banâhâ
Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti,
رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا ٢٨
Rafa'a samkahâ fasavvâhâ
onu yükseltip düzene koydu.
وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا ٢٩
Va ağtaşa laylahâ va ahraca duhâhâ
Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.
وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ٣٠
Val-arda ba'da zâlika dahâhâ
Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.
أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا ٣١
Ahraca minhâ mâ'ahâ vamar'âhâ
Yerden suyunu ve otlağını çıkardı
وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا ٣٢
Val-cibâla arsâhâ
ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
مَتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ٣٣
Matâ'al lakum vali'an'âmikum
Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere,
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ ٣٤
Fa izâ câ'atit-tâmmatul-kubrâ
her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit,
يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ٣٥
Yavma yatazakkarul-insânu mâ sa'â
insanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ٣٦
Vaburrizatil-cahîmu liman yarâ
ve görene cehennem açık bir şekilde gösterildiği zaman;
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ٣٧
Fa ammâ man tağâ
azana
وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ٣٨
Va âsaral-hayavâtad-dunyâ
ve dünya hayatını ahirete tercih edene,
فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ٣٩
Fa innal-cahîma hiyal-ma'vâ
şüphesiz cehennem tek barınaktır.
وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ ٤٠
Va ammâ man hâfa makâma rabbihî vanahan-nafsa 'anil-havâ
Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise
فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ٤١
Fa innal-cannata hiyal-ma'vâ
şüphesiz cennet yegâne barınaktır.
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا ٤٢
Yas'alûnaka 'anis-sâ'ati ayyâna mursâhâ
Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ ٤٣
Fîma anta min zikrâhâ
Sen onu nereden bilip bildireceksin!
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ٤٤
Ilâ rabbika muntahâhâ
O'nun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا ٤٥
Innamâ anta munziru man yahşâhâ
Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.
كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا ٤٦
Ka annahum yavma yaravnahâ lam yalbasû illâ 'aşiyyatan av duhâhâ
Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ ١
'Abasa vatavallâ
(Peygamber), ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü.
أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰ ٢
An câ'ahul-a'mâ
âmânın kendisine gelmesinden
وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ ٣
Vamâ yudrîka la'allahû yazzakkâ
(Rasûlüm! Onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek
أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓ ٤
Av yazzakkaru fatanfa'ahuz-zikrâ
yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰ ٥
Ammâ manistağnâ
Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince,
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ ٦
Fa anta lahû tasaddâ
sen ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ ٧
Vamâ 'alayka allâ yazzakkâ
Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰ ٨
Va ammâ man câ'aka yas'â
Fakat koşarak ve sana gelenle de
وَهُوَ يَخۡشَىٰ ٩
Vahuva yahşâ
(Allah'tan) korkarak
فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰ ١٠
Fa anta 'anhu talahhâ
ilgilenmiyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةٞ ١١
Kallâ innahâ tazkirah
Hayır, şüphesiz bunlar (ayetler ), bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ١٢
Faman şâ'a zakarah
Dileyen ondan ( Kur'an'dan ) öğüt alır.
فِي صُحُفٖ مُّكَرَّمَةٖ ١٣
Fî suhufim mukarramah
Tertemiz kılınmış mukaddes sahifelerde (yazılı)
مَّرۡفُوعَةٖ مُّطَهَّرَةِۭ ١٤
Mmarfû'atim mutahharah
yüce makamlara kaldırılmış,
بِأَيۡدِي سَفَرَةٖ ١٥
Bi aydî safarah
katiplerin elleriyle ( yazılıp )
كِرَامِۭ بَرَرَةٖ ١٦
Kirâmi bararah
değerli ve itaatkar meleklerin.
قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥ ١٧
Kutilal-insânu mâ akfarah
Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!
مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥ ١٨
Min ayyi şay'in halakah
Allah onu neden yarattı?
مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ ١٩
Min nutfatin halakahû fakaddarah
Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ ٢٠
Summas-sabîla yassarah
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥ ٢١
Summa amâtahû fa akbarah
Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ ٢٢
Summa izâ şâ'a anşarah
Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥ ٢٣
Kallâ lammâ yakdi mâ amarah
Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ ٢٤
Falyanzuril-insânu ilâ ta'âmih
İnsan, yediğine bir baksın!
أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبّٗا ٢٥
Annâ sababnal-mâ'a sabbâ
Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık.
ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقّٗا ٢٦
Summa şakaknal-arda şakkâ
Sonra toprağı göz göz yardık da
فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبّٗا ٢٧
Fa ambatnâ fîhâ habbâ
oradan ekinler bitirdik.
وَعِنَبٗا وَقَضۡبٗا ٢٨
Va'inaban vakadbâ
Üzüm bağları, sebzeler,
وَزَيۡتُونٗا وَنَخۡلٗا ٢٩
Vazaytûnan vanahlâ
zeytin ve hurma ağaçları,
وَحَدَآئِقَ غُلۡبٗا ٣٠
Vahadâ'ika ğulbâ
iri ve sık ağaçlı bahçeler,
وَفَٰكِهَةٗ وَأَبّٗا ٣١
Vafâkihatan va abbâ
meyveler ve çayırlar.
مَّتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ٣٢
Mmatâ'al lakum vali'an'âmikum
(Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ ٣٣
Fa izâ câ'atis-sâhhah
Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ ٣٤
Yavma yafirrul-mar'u min ahîh
İşte o gün kişi kardeşinden kaçar.
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ ٣٥
Va ummihî va abîh
Annesinden, babasından,
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ ٣٦
Vasâhibatihî vabanîh
eşinden ve çocuklarından.
لِكُلِّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذٖ شَأۡنٞ يُغۡنِيهِ ٣٧
Likullimriy'im minhum yavma'izin şa'nun yuğnîh
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ مُّسۡفِرَةٞ ٣٨
Vucûhun yavma'izim musfirah
O gün bir takım yüzler parlak,
ضَاحِكَةٞ مُّسۡتَبۡشِرَةٞ ٣٩
Dâhikatum mustabşirah
güleç ve sevinçlidir.
وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةٞ ٤٠
Vavucûhun yavma'izin 'alayhâ ğabarah
Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş,
تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ ٤١
Tarhakuhâ katarah
hüzünden kapkara kesilmiştir.
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ ٤٢
Ulâ'ika humul-kafaratul-facarah
İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا ٱلشَّمۡسُ كُوِّرَتۡ ١
Izaş-şamsu kuvvirat
Güneş katlanıp dürüldüğünde,
وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتۡ ٢
Va izan-nucûmunkadarat
Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde,
وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ سُيِّرَتۡ ٣
Va izal-cibâlu suyyirat
Dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde,
وَإِذَا ٱلۡعِشَارُ عُطِّلَتۡ ٤
Va izal-'işâru 'uttilat
Gebe develer salıverildiğinde,
وَإِذَا ٱلۡوُحُوشُ حُشِرَتۡ ٥
Va izal-vuhûşu huşirat
Vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde,
وَإِذَا ٱلۡبِحَارُ سُجِّرَتۡ ٦
Va izal-bihâru succirat
Denizler kaynatıldığında,
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتۡ ٧
Va izan-nufûsu zuvvicat
Ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde,
وَإِذَا ٱلۡمَوۡءُۥدَةُ سُئِلَتۡ ٨
Va izal-mav'ûdatu su'ilat
Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda,
بِأَيِّ ذَنۢبٖ قُتِلَتۡ ٩
Bi ayyi zambin kutilat
hangi günah sebebiyle öldürüldüğü,
وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتۡ ١٠
Va izas-suhufu nuşirat
(Amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتۡ ١١
Va izas-samâ'u kuşitat
Gökyüzü sıyrılıp alındığında,
وَإِذَا ٱلۡجَحِيمُ سُعِّرَتۡ ١٢
Va izal-cahîmu su''irat
cehennem tutuşturulduğunda
وَإِذَا ٱلۡجَنَّةُ أُزۡلِفَتۡ ١٣
Va izal-cannatu uzlifat
ve cennet yaklaştırıldığında,
عَلِمَتۡ نَفۡسٞ مَّآ أَحۡضَرَتۡ ١٤
'Alimat nafsum mâ ahdarat
Kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.
فَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلۡخُنَّسِ ١٥
Falâ uksimu bil-hunnas
Hayır! (Gündüz) sinen,
ٱلۡجَوَارِ ٱلۡكُنَّسِ ١٦
Al-cavâril-kunnas
akıp giden, etrafı aydınlatan yıldızlara andolsun,
وَٱلَّيۡلِ إِذَا عَسۡعَسَ ١٧
Vallayli izâ 'as'as
Kararmaya yüz tuttuğunda geceye andolsun,
وَٱلصُّبۡحِ إِذَا تَنَفَّسَ ١٨
Vas-subhi izâ tanaffas
Ağarmaya başladığında sabaha andolsun ki,
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولٖ كَرِيمٖ ١٩
Innahû lakavlu rasûlin karîm
itibarlı bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي ٱلۡعَرۡشِ مَكِينٖ ٢٠
Zî kuvvatin 'inda zil-'arşi makîn
O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında
مُّطَاعٖ ثَمَّ أَمِينٖ ٢١
Mmutâ'in samma amîn
O orada sayılan, güvenilen (elçi)'dir.
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجۡنُونٖ ٢٢
Vamâ sâhibukum bimacnûn
Arkadaşınız (Muhammed) de mecnun değildir.
وَلَقَدۡ رَءَاهُ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡمُبِينِ ٢٣
Valakad ra'âhu bil-ufukil-mubîn
Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلۡغَيۡبِ بِضَنِينٖ ٢٤
Vamâ huva 'alal-ğaybi bidanîn
O, gaybın bilgilerini (sizden) esirgemez.
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَيۡطَٰنٖ رَّجِيمٖ ٢٥
Vamâ huva bikavli şaytânir racîm
O lanetlenmiş şeytanın sözü de değildir.
فَأَيۡنَ تَذۡهَبُونَ ٢٦
Fa ayna tazhabûn
Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?
إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٞ لِّلۡعَٰلَمِينَ ٢٧
In huva illâ zikrul lil-'âlamîn
O, herkes için, bir öğüttür.
لِمَن شَآءَ مِنكُمۡ أَن يَسۡتَقِيمَ ٢٨
Liman şâ'a minkum an yastakîm
Sizden doğru yolda gitmek isteyenler için.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٢٩
Vamâ taşâ'ûna illâ an yaşâ'allâhu rabbul-'âlamîn
Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتۡ ١
Izas-samâ'unfatarat
Gökyüzü yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡكَوَاكِبُ ٱنتَثَرَتۡ ٢
Va izal-kavâkibuntasarat
yıldızlar döküldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلۡبِحَارُ فُجِّرَتۡ ٣
Va izal-bihâru fuccirat
denizler birbirine katıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡقُبُورُ بُعۡثِرَتۡ ٤
Va izal-kubûru bu'sirat
kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,
عَلِمَتۡ نَفۡسٞ مَّا قَدَّمَتۡ وَأَخَّرَتۡ ٥
'Alimat nafsum mâ kaddamat va ahharat
insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡإِنسَٰنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ ٱلۡكَرِيمِ ٦
Yâ'ayyuhal-insânu mâ ğarraka birabbikal-karîm
Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?
ٱلَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّىٰكَ فَعَدَلَكَ ٧
Allazî halakaka fasavvâka fa'adalak
Seni yaratıp seni düzgün ve dengeli kılan,
فِيٓ أَيِّ صُورَةٖ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ ٨
Fî ayyi sûratim mâ şâ'a rakkabak
seni istediği bir şekilde birleştiren,
كَلَّا بَلۡ تُكَذِّبُونَ بِٱلدِّينِ ٩
Kallâ bal tukazzibûna bid-dîn
Hayır! Bütün bunlara rağmen siz yine de dini yalanlıyorsunuz.
وَإِنَّ عَلَيۡكُمۡ لَحَٰفِظِينَ ١٠
Va inna 'alaykum lahâfizîn
Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler,
كِرَامٗا كَٰتِبِينَ ١١
Kirâman kâtibîn
değerli yazıcılar vardır,
يَعۡلَمُونَ مَا تَفۡعَلُونَ ١٢
Ya'lamûna mâ taf'alûn
onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler.
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ لَفِي نَعِيمٖ ١٣
Innal-abrâra lafî na'îm
İyiler muhakkak cennette,
وَإِنَّ ٱلۡفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٖ ١٤
Va innal-fuccâra lafî cahîm
kötüler de cehennemdedirler.
يَصۡلَوۡنَهَا يَوۡمَ ٱلدِّينِ ١٥
Yaslavnahâ yavmad-dîn
Ceza gününde oraya girerler.
وَمَا هُمۡ عَنۡهَا بِغَآئِبِينَ ١٦
Vamâ hum 'anhâ biğâ'ibîn
Onlar (kâfirler) oradan bir daha da ayrılmazlar.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ ١٧
Vamâ adrâka mâ yavmud-dîn
Ceza günü nedir bilir misin?
ثُمَّ مَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ ١٨
Summa mâ adrâka mâ yavmud-dîn
Nedir acaba o ceza günü?
يَوۡمَ لَا تَمۡلِكُ نَفۡسٞ لِّنَفۡسٖ شَيۡـٔٗاۖ وَٱلۡأَمۡرُ يَوۡمَئِذٖ لِّلَّهِ ١٩
Yavma lâ tamliku nafsul linafsin şay'an val-amru yavma'izi lillâh
O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz. O gün iş Allah'a kalmıştır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَيۡلٞ لِّلۡمُطَفِّفِينَ ١
Vaylul lil-mutaffifîn
Hilekârlara yazıklar olsun!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكۡتَالُواْ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسۡتَوۡفُونَ ٢
Allazîna izaktâlû 'alan-nâsi yastavfûn
İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam,
وَإِذَا كَالُوهُمۡ أَو وَّزَنُوهُمۡ يُخۡسِرُونَ ٣
Va izâ kâlûhum av vazanûhum yuhsirûn
onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan.
أَلَا يَظُنُّ أُوْلَٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبۡعُوثُونَ ٤
Alâ yazunnu ulâ'ika annahum mab'ûsûn
Onlar düşünmezler mi ki, diriltilecekler!
لِيَوۡمٍ عَظِيمٖ ٥
Liyavmin 'azîm
Büyük bir günde (hesap vermek için) öyle bir gün ki,
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٦
Yavma yakûmun-nâsu lirabbil-'âlamîn
insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٖ ٧
Kallâ inna kitâbal-fuccâri lafî siccîn
Doğrusu günahkârların yazısı, muhakkak Siccîn’de olmaktır.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سِجِّينٞ ٨
Vamâ adrâka mâ siccîn
Siccîn nedir, bilir misin?
كِتَٰبٞ مَّرۡقُومٞ ٩
Kitâbum markûm
( o günahkarların yazısı ) Amellerin sayılıp yazıldığı bir kitaptır .
وَيۡلٞ يَوۡمَئِذٖ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ١٠
Vaylun yavma'izil lil-mukazzibîn
O gün vay haline yalancıların!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ١١
Allazîna yukazzibûna biyavmid-dîn
Ki onlar, ceza gününü yalan sayarlar.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ ١٢
Vamâ yukazzibu bihî illâ kullu mu'tadin asîm
Onu ancak hükümleri çiğneyen ve günaha dalan kimseler yalanlar.
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٣
Izâ tutlâ 'alayhi âyâtunâ kâla asâtîrul-avvalîn
Böyle birine âyetlerimiz okununca «Eskilerin masalları» derdi.
كَلَّاۖ بَلۡۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ١٤
Kallâ bal râna 'alâ kulûbihim mâ kânû yaksibûn
Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini kirletmiştir.
كَلَّآ إِنَّهُمۡ عَن رَّبِّهِمۡ يَوۡمَئِذٖ لَّمَحۡجُوبُونَ ١٥
Kallâ innahum 'ar rabbihim yavma'izil lamahcûbûn
Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O'nu görmekten) mahrum kalmışlardır.
ثُمَّ إِنَّهُمۡ لَصَالُواْ ٱلۡجَحِيمِ ١٦
Summa innahum lasâlul-cahîm
Sonra onlar cehenneme girerler.
ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ١٧
Summa yukâlu hâzal-lazî kuntum bihî tukazzibûn
Sonra onlara: «İşte yalanlamış olduğunuz (cehennem) budur» denilir.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡأَبۡرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ ١٨
Kallâ inna kitâbal-abrâri lafî 'illiyyîn
Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn'dadır.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ ١٩
Vamâ adrâka mâ 'illiyyûn
İlliyyûn nedir, bilir misin?
كِتَٰبٞ مَّرۡقُومٞ ٢٠
Kitâbum markûm
(O İlliyyûn'daki kitap) İçinde ameller kaydedilmiş bir kitaptır.
يَشۡهَدُهُ ٱلۡمُقَرَّبُونَ ٢١
Yaşhaduhul-mukarrabûn
Kitabı, Allah’a yakın olanlar görür.
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ لَفِي نَعِيمٍ ٢٢
Innal-abrâra lafî na'îm
İyiler kesinkes cennettedir.
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ٢٣
'Alal-arâ'iki yanzurûn
Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِهِمۡ نَضۡرَةَ ٱلنَّعِيمِ ٢٤
Ta'rifu fî vucûhihim nadratan-na'îm
Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün.
يُسۡقَوۡنَ مِن رَّحِيقٖ مَّخۡتُومٍ ٢٥
Yuskavna mir rahîkim mahtûm
Kendilerine mühürlü hâlis bir içki sunulur.
خِتَٰمُهُۥ مِسۡكٞۚ وَفِي ذَٰلِكَ فَلۡيَتَنَافَسِ ٱلۡمُتَنَٰفِسُونَ ٢٦
Hitâmuhû miskun vafî zâlika falyatanâfasil-mutanâfisûn
Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسۡنِيمٍ ٢٧
Vamizâcuhû min tasnîm
Karışımı Tesnîm'dendir.
عَيۡنٗا يَشۡرَبُ بِهَا ٱلۡمُقَرَّبُونَ ٢٨
'Aynan yaşrabu bihal-mukarrabûn
(O Tesnîm Allah'a) Yakın olanların içecekleri bir kaynaktır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْ كَانُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يَضۡحَكُونَ ٢٩
Innal-lazîna acramû kânû minal-lazîna âmanû yadhakûn
Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülerlerdi.
وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمۡ يَتَغَامَزُونَ ٣٠
Va izâ marrû bihim yatağâmazûn
Onlarla karşılaştıklarında kaş göz hareketiyle alay ederlerdi.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمُ ٱنقَلَبُواْ فَكِهِينَ ٣١
Va izankalabû ilâ ahlihimunkalabû fakihîn
Ailelerine döndüklerinde, (alaylarından dolayı) keyiflenerek dönerlerdi.
وَإِذَا رَأَوۡهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ ٣٢
Va izâ ra'avhum kâlû inna hâ'ulâ'i ladâllûn
Müminleri gördüklerinde: «Şüphesiz bunlar sapıtmış» derlerdi.
وَمَآ أُرۡسِلُواْ عَلَيۡهِمۡ حَٰفِظِينَ ٣٣
Vamâ ursilû 'alayhim hâfizîn
Halbuki onlar, müminleri denetleyici olarak gönderilmediler.
فَٱلۡيَوۡمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنَ ٱلۡكُفَّارِ يَضۡحَكُونَ ٣٤
Fal-yavmal-lazîna âmanû minal-kuffâri yadhakûn
İşte o gün (ahirette) de iman edenler kâfirlere gülerler.
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ٣٥
'Alal-arâ'iki yanzurûn
Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
هَلۡ ثُوِّبَ ٱلۡكُفَّارُ مَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ ٣٦
Hal suvvibal-kuffâru mâ kânû yaf'alûn
Kâfirler, yaptıklarının cezasını buldular mı! (Elbette buldular.)
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتۡ ١
Izas-samâ'unşakkat
Gök yarıldığı zaman,
وَأَذِنَتۡ لِرَبِّهَا وَحُقَّتۡ ٢
Va azinat lirabbihâ vahukkat
Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği,
وَإِذَا ٱلۡأَرۡضُ مُدَّتۡ ٣
Va izal-ardu muddat
Yer dümdüz edildiği vakit,
وَأَلۡقَتۡ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتۡ ٤
Va alkat mâ fîhâ vatahallat
içinde bulunanları atıp boşaldığı vakit
وَأَذِنَتۡ لِرَبِّهَا وَحُقَّتۡ ٥
Va azinat lirabbihâ vahukkat
ve Rabbini dinleyip O'na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır).
يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡإِنسَٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدۡحٗا فَمُلَٰقِيهِ ٦
Yâ'ayyuhal-insânu innaka kâdihun ilâ rabbika kadhan famulâkîh
Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin; sonunda O'na varacaksın.
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ ٧
Fa ammâ man ûtiya kitâbahû biyamînih
Kimin kitabı sağından verilirse,
فَسَوۡفَ يُحَاسَبُ حِسَابٗا يَسِيرٗا ٨
Fasavfa yuhâsabu hisâban yasîrâ
kolay bir hesapla hesaba çekilecek
وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورٗا ٩
Vayankalibu ilâ ahlihî masrûrâ
ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهۡرِهِۦ ١٠
Va ammâ man ûtiya kitâbahû varâ'a zahrih
Kimin de kitabı arkasından verilirse,
فَسَوۡفَ يَدۡعُواْ ثُبُورٗا ١١
Fasavfa yad'û subûrâ
derhal yok olmayı isteyecek;
وَيَصۡلَىٰ سَعِيرًا ١٢
Vayaslâ sa'îrâ
alevli ateşe girecek.
إِنَّهُۥ كَانَ فِيٓ أَهۡلِهِۦ مَسۡرُورًا ١٣
Innahû kâna fî ahlihî masrûrâ
Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal mülk sebebiyle) şımarmıştı.
إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ ١٤
Innahû zanna al lan yahûr
O hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı.
بَلَىٰٓۚ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرٗا ١٥
Balâ inna rabbahû kâna bihî basîrâ
Oysa gerçekten Rabbi onu görüyordu.
فَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلشَّفَقِ ١٦
Falâ uksimu biş-şafak
Hayır! Şafağa, yemin ederim ki,
وَٱلَّيۡلِ وَمَا وَسَقَ ١٧
Vallayli vamâ vasak
geceye ve onda basan karanlığa, yemin ederim ki,
وَٱلۡقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ ١٨
Val-kamari izat-tasak
dolunay olmuş aya yemin ederim ki,
لَتَرۡكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٖ ١٩
Latarkabunna tabakan 'an tabak
halden hale geçersiniz.
فَمَا لَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ٢٠
Famâ lahum lâ yu'minûn
Böyleyken onlar acaba neden iman etmezler?
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقُرۡءَانُ لَا يَسۡجُدُونَۤ۩ ٢١
Va izâ kuri'a 'alayhimul-kur'ânu lâ yascudûn
Onlar kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُكَذِّبُونَ ٢٢
Balil-lazîna kafarû yukazzibûn
Aksine, kâfirler yalanlıyorlar.
وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا يُوعُونَ ٢٣
Vallâhu a'lamu bimâ yû'ûn
Halbuki Allah onların gizlediği şeyleri çok iyi bilir.
فَبَشِّرۡهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ٢٤
Fabaşşirhum bi'azâbin alîm
(Rasûlüm!) Onlara acı azabı müjdele!
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونِۭ ٢٥
Illal-lazîna âmanû va'amilus-sâlihâti lahum acrun ğayru mamnûn
İman edip sâlih amel işleyenler başkadır; onlar için arkası kesilmeyen bir mükâfat vardır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡبُرُوجِ ١
Vas-samâ'i zâtil-burûc
Burçlara sahip gökyüzüne, andolsun ki,
وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡمَوۡعُودِ ٢
Val-yavmil-mav'ûd
geleceği bildirilmiş olan güne, andolsun ki,
وَشَاهِدٖ وَمَشۡهُودٖ ٣
Vaşâhidin vamaşhûd
(o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki,
قُتِلَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأُخۡدُودِ ٤
Kutila ashâbul-uhdûd
hendeğe atılanlar öldürüldü.
ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلۡوَقُودِ ٥
An-nâri zâtil-vakûd
Ateşle dolu (yakılarak).
إِذۡ هُمۡ عَلَيۡهَا قُعُودٞ ٦
Iz hum 'alayhâ ku'ûd
Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar,
وَهُمۡ عَلَىٰ مَا يَفۡعَلُونَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ شُهُودٞ ٧
Vahum 'alâ mâ yaf'alûna bil-mu'minîna şuhûd
müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
وَمَا نَقَمُواْ مِنۡهُمۡ إِلَّآ أَن يُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ ٨
Vamâ nakamû minhum illâ an yu'minû billâhil-'azîzil-hamîd
Azîz ve Hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.
ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ شَهِيدٌ ٩
Allazî lahû mulkus-samâvâti val-ardi vallâhu 'alâ kulli şay'in şahîd
Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, oysa ki Allah her şeyi görür.
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُواْ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَتُوبُواْ فَلَهُمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمۡ عَذَابُ ٱلۡحَرِيقِ ١٠
Innal-lazîna fatanul-mu'minîna val-mu'minâti summa lam yatûbû falahum 'azâbu cahannama valahum 'azâbul-harîk
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, dînden döndürmek için işkence edip sonra da tövbe etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ جَنَّٰتٞ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡكَبِيرُ ١١
Innal-lazîna âmanû va'amilus-sâlihâti lahum cannâtun tacrî min tahtihal-anhâru zâlikal-favzul-kabîr
İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
إِنَّ بَطۡشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ ١٢
Inna batşa rabbika laşadîd
Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
إِنَّهُۥ هُوَ يُبۡدِئُ وَيُعِيدُ ١٣
Innahû huva yubdi'u vayu'îd
Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir.
وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلۡوَدُودُ ١٤
Vahuval-ğafûrul-vadûd
O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
ذُو ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡمَجِيدُ ١٥
Zul-'arşil-macîd
Şerefli Arş'ın sahibidir.
فَعَّالٞ لِّمَا يُرِيدُ ١٦
Fa''âlul limâ yurîd
Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡجُنُودِ ١٧
Hal atâka hadîsul-cunûd
Orduların, haberi sana geldi mi?
فِرۡعَوۡنَ وَثَمُودَ ١٨
Fir'avna vasamûd
Firavun ve Semûd'un (uğradıkları felâketin)
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي تَكۡذِيبٖ ١٩
Balil-lazîna kafarû fî takzîb
Doğrusu inkârcılar (gerçeği) yalanlayıp dururlar.
وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطُۢ ٢٠
Vallâhu min varâ'ihim muhît
Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
بَلۡ هُوَ قُرۡءَانٞ مَّجِيدٞ ٢١
Bal huva kur'ânum macîd
Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) şerefli Kur'an'dır.
فِي لَوۡحٖ مَّحۡفُوظِۭ ٢٢
Fî lavhim mahfûz
Levh-i Mahfuzda bulunan.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ ١
Vas-samâ'i vat-târik
Gökyüzüne ve târıka (sabah yıldızına ) yemin ederim.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ ٢
Vamâ adrâka mat-târik
Tarıkın ne olduğunu nereden bileceksin?
ٱلنَّجۡمُ ٱلثَّاقِبُ ٣
An-nacmus-sâkib
(O, karanlığı) delen yıldızdır.
إِن كُلُّ نَفۡسٖ لَّمَّا عَلَيۡهَا حَافِظٞ ٤
In kullu nafsil lammâ 'alayhâ hâfiz
Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın.
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ مِمَّ خُلِقَ ٥
Falyanzuril-insânu mimma hulik
İnsan neden yaratıldığına bir baksın!
خُلِقَ مِن مَّآءٖ دَافِقٖ ٦
Hulika mim mâ'in dâfik
Atılan bir sudan yaratıldı.
يَخۡرُجُ مِنۢ بَيۡنِ ٱلصُّلۡبِ وَٱلتَّرَآئِبِ ٧
Yahrucu mim baynis-sulbi vat-tarâ'ib
(O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar.
إِنَّهُۥ عَلَىٰ رَجۡعِهِۦ لَقَادِرٞ ٨
Innahû 'alâ rac'ihî lakâdir
İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.
يَوۡمَ تُبۡلَى ٱلسَّرَآئِرُ ٩
Yavma tublas-sarâ'ir
Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde
فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٖ وَلَا نَاصِرٖ ١٠
Famâ lahû min kuvvatin valâ nâsir
insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجۡعِ ١١
Vas-samâ'i zâtir-rac'
Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe,
وَٱلۡأَرۡضِ ذَاتِ ٱلصَّدۡعِ ١٢
Val-ardi zâtis-sad'
(nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki
إِنَّهُۥ لَقَوۡلٞ فَصۡلٞ ١٣
Innahû lakavlun fasl
Kur’an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.
وَمَا هُوَ بِٱلۡهَزۡلِ ١٤
Vamâ huva bil-hazl
O, asla bir şaka değildir.
إِنَّهُمۡ يَكِيدُونَ كَيۡدٗا ١٥
Innahum yakîdûna kaydâ
Onlar bir tuzak kurarlar,
وَأَكِيدُ كَيۡدٗا ١٦
Va akîdu kaydâ
ben de bir tuzak kurarım.
فَمَهِّلِ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَمۡهِلۡهُمۡ رُوَيۡدَۢا ١٧
Famahhilil-kâfirîna amhilhum ruvaydâ
Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
سَبِّحِ ٱسۡمَ رَبِّكَ ٱلۡأَعۡلَى ١
Sabbihisma rabbikal-a'lâ
Yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis) et.
ٱلَّذِي خَلَقَ فَسَوَّىٰ ٢
Allazî halaka fasavvâ
Yaratıp düzene koyan,
وَٱلَّذِي قَدَّرَ فَهَدَىٰ ٣
Vallazî kaddara fahadâ
takdir edip yol gösteren,
وَٱلَّذِيٓ أَخۡرَجَ ٱلۡمَرۡعَىٰ ٤
Vallazî ahracal-mar'â
(topraktan) yeşil otu çıkarıp
فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحۡوَىٰ ٥
Faca'alahû ğusâ'an ahvâ
sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren.
سَنُقۡرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ ٦
Sanukri'uka falâ tansâ
Sana (Kur'an'ı) okutacağız; sen hiç unutmayacaksın.
إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ وَمَا يَخۡفَىٰ ٧
Illâ mâ şâ'allâhu innahû ya'lamul-cahra vamâ yahfâ
Artık Allah'ın dilediği hariç, şüphesiz Allah, açığı ve gizleneni bilir.
وَنُيَسِّرُكَ لِلۡيُسۡرَىٰ ٨
Vanuyassiruka lil-yusrâ
Seni en kolaya muvaffak kılacağız.
فَذَكِّرۡ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكۡرَىٰ ٩
Fazakkir in nafa'atiz-zikrâ
O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.
سَيَذَّكَّرُ مَن يَخۡشَىٰ ١٠
Sayazzakkaru man yahşâ
(Allah'tan) korkan öğütten yararlanacak.
وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلۡأَشۡقَى ١١
Vayatacannabuhal-aşkâ
Kötü kimse ise öğütten kaçınır.
ٱلَّذِي يَصۡلَى ٱلنَّارَ ٱلۡكُبۡرَىٰ ١٢
Allazî yaslan-nâral-kubrâ
En büyük ateşe girecek olan
ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ ١٣
Summa lâ yamûtu fîhâ valâ yahyâ
sonra o, ateşte ne ölür ne de yaşar.
قَدۡ أَفۡلَحَ مَن تَزَكَّىٰ ١٤
Kad aflaha man tazakkâ
Temizlenen, kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir.
وَذَكَرَ ٱسۡمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ ١٥
Vazakarasma rabbihî fasallâ
Rabbinin adını anıp O'na kulluk eden.
بَلۡ تُؤۡثِرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ١٦
Bal tu'sirûnal-hayavâtad-dunyâ
Fakat siz (ey insanlar!) dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرٞ وَأَبۡقَىٰٓ ١٧
Val-âhiratu hayrun va abkâ
Ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde.
إِنَّ هَٰذَا لَفِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ ١٨
Inna hâzâ lafis-suhufil-ûlâ
Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda,
صُحُفِ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ ١٩
Suhufi ibrâhîma vamûsâ
İbrahim ve Musa'nın kitaplarında da vardır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡغَٰشِيَةِ ١
Hal atâka hadîsul-ğâşiyah
(Rasûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ ٢
Vucûhun yavma'izin hâşi'ah
O gün birtakım yüzler zelildir,
عَامِلَةٞ نَّاصِبَةٞ ٣
'Âmilatun nâsibah
durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur,
تَصۡلَىٰ نَارًا حَامِيَةٗ ٤
Taslâ nâran hâmiyah
kızgın ateşe girer.
تُسۡقَىٰ مِنۡ عَيۡنٍ ءَانِيَةٖ ٥
Tuskâ min 'aynin âniyah
Onlara kaynar su pınarından içirilir.
لَّيۡسَ لَهُمۡ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٖ ٦
Llaysa lahum ta'âmun illâ min darî'
Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,
لَّا يُسۡمِنُ وَلَا يُغۡنِي مِن جُوعٖ ٧
Llâ yusminu valâ yuğnî min cû'
o ise ne besler ne de açlığı giderir.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاعِمَةٞ ٨
Vucûhun yavma'izin nâ'imah
O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar,
لِّسَعۡيِهَا رَاضِيَةٞ ٩
Llisa'yihâ râdiyah
(dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır,
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٖ ١٠
Fî cannatin 'âliyah
yüce bir cennettedirler.
لَّا تَسۡمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةٗ ١١
Llâ tasma'u fîhâ lâğiyah
Orada boş bir söz işitmezler.
فِيهَا عَيۡنٞ جَارِيَةٞ ١٢
Fîhâ 'aynun câriyah
Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,
فِيهَا سُرُرٞ مَّرۡفُوعَةٞ ١٣
Fîhâ sururum marfû'ah
orada yükseltilmiş tahtlar,
وَأَكۡوَابٞ مَّوۡضُوعَةٞ ١٤
Va akvâbum mavdû'ah
konulmuş kadehler,
وَنَمَارِقُ مَصۡفُوفَةٞ ١٥
Vanamâriku masfûfah
sıra sıra dizilmiş yastıklar,
وَزَرَابِيُّ مَبۡثُوثَةٌ ١٦
Vazarâbiyyu mabsûsah
serilmiş halılar vardır.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلۡإِبِلِ كَيۡفَ خُلِقَتۡ ١٧
Afalâ yanzurûna ilal-ibili kayfa hulikat
(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيۡفَ رُفِعَتۡ ١٨
Va ilas-samâ'i kayfa rufi'at
Göğün nasıl yükseltildiğine, bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلۡجِبَالِ كَيۡفَ نُصِبَتۡ ١٩
Va ilal-cibâli kayfa nusibat
Dağların nasıl dikildiğine, bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَيۡفَ سُطِحَتۡ ٢٠
Va ilal-ardi kayfa sutihat
Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
فَذَكِّرۡ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٞ ٢١
Fazakkir innamâ anta muzakkir
O halde (Rasûlüm!) öğüt ver. Sen ancak öğüt vericisin.
لَّسۡتَ عَلَيۡهِم بِمُصَيۡطِرٍ ٢٢
Llasta 'alayhim bimusaytir
Onların üzerinde bir zorba değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ ٢٣
Illâ man tavallâ vakafar
Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince,
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَكۡبَرَ ٢٤
Fayu'azzibuhullâhul-'azâbal-akbar
işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.
إِنَّ إِلَيۡنَآ إِيَابَهُمۡ ٢٥
Inna ilaynâ iyâbahum
Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا حِسَابَهُم ٢٦
Summa inna 'alaynâ hisâbahum
Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلۡفَجۡرِ ١
Val-facr
Fecre yemin ederim ki,
وَلَيَالٍ عَشۡرٖ ٢
Valayâlin 'aşr
on geceye (haccın on gecesine), yemin ederim ki,
وَٱلشَّفۡعِ وَٱلۡوَتۡرِ ٣
Vaş-şaf'i val-vatr
çifte ve teke, yemin ederim ki,
وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَسۡرِ ٤
Vallayli izâ yasr
(her şeyi karanlığı) ile örttüğü an geceye yemin ederim ki,
هَلۡ فِي ذَٰلِكَ قَسَمٞ لِّذِي حِجۡرٍ ٥
Hal fî zâlika kasamul lizî hicr
bunlarda akıl sahibi için elbette birer yemin (değeri) vardır.
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ ٦
Alam tara kayfa fa'ala rabbuka bi'âd
Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine;
إِرَمَ ذَاتِ ٱلۡعِمَادِ ٧
Irama zâtil-'imâd
direkleri (yüksek binaları) olan,
ٱلَّتِي لَمۡ يُخۡلَقۡ مِثۡلُهَا فِي ٱلۡبِلَٰدِ ٨
Allatî lam yuhlak misluhâ fil-bilâd
ülkelerde benzeri yaratılmamış İrem şehrine,
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُواْ ٱلصَّخۡرَ بِٱلۡوَادِ ٩
Vasamûdal-lazîna câbus-sahra bil-vâd
o vadide kayaları yontan Semûd kavmine,
وَفِرۡعَوۡنَ ذِي ٱلۡأَوۡتَادِ ١٠
Vafir'avna zil-avtâd
kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun'a!
ٱلَّذِينَ طَغَوۡاْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ ١١
Allazîna tağav fil-bilâd
Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler.
فَأَكۡثَرُواْ فِيهَا ٱلۡفَسَادَ ١٢
Fa aksarû fîhal-fasâd
Oralarda kötülüğü çoğalttılar.
فَصَبَّ عَلَيۡهِمۡ رَبُّكَ سَوۡطَ عَذَابٍ ١٣
Fasabba 'alayhim rabbuka savta 'azâb
Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلۡمِرۡصَادِ ١٤
Inna rabbaka labil-mirsâd
Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.
فَأَمَّا ٱلۡإِنسَٰنُ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكۡرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَكۡرَمَنِ ١٥
Fa ammal-insânu izâ mabtalâhu rabbuhû fa akramahû vana''amahû fayakûlu rabbî akraman
Fakat insan, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde «Rabbim bana ikram etti» der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيۡهِ رِزۡقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَهَٰنَنِ ١٦
Va ammâ izâ mabtalâhu fakadara 'alayhi rizkahû fayakûlu rabbî ahânan
Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise «Rabbim beni önemsemedi» der.
كَلَّاۖ بَل لَّا تُكۡرِمُونَ ٱلۡيَتِيمَ ١٧
Kallâ bal lâ tukrimûnal-yatîm
Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz,
وَلَا تَحَٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ١٨
Valâ tahâddûna 'alâ ta'âmil-miskîn
yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأۡكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكۡلٗا لَّمّٗا ١٩
Vata'kulûnat-turâsa aklal lammâ
Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz.
وَتُحِبُّونَ ٱلۡمَالَ حُبّٗا جَمّٗا ٢٠
Vatuhibbûnal-mâla hubban cammâ
Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.
كَلَّآۖ إِذَا دُكَّتِ ٱلۡأَرۡضُ دَكّٗا دَكّٗا ٢١
Kallâ izâ dukkatil-ardu dakkan dakkâ
Ama yeryüzü parça parça döküldüğü,
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلۡمَلَكُ صَفّٗا صَفّٗا ٢٢
Vacâ'a rabbuka val-malaku saffan saffâ
Rabbin geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her şey ortaya çıkacaktır).
وَجِاْيٓءَ يَوۡمَئِذِۭ بِجَهَنَّمَۚ يَوۡمَئِذٖ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكۡرَىٰ ٢٣
Vaciy'a yavma'izi bicahannama yavma'izin yatazakkarul-insânu va annâ lahuz-zikrâ
O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!
يَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي قَدَّمۡتُ لِحَيَاتِي ٢٤
Yakûlu yâlaytanî kaddamtu lihayâtî
(İşte o zaman insan:) «Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!» der.
فَيَوۡمَئِذٖ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٞ ٢٥
Fayavma'izil lâ yu'azzibu 'azâbahû ahad
Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٞ ٢٦
Valâ yûsiku vasâkahû ahad
O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz.
يَٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفۡسُ ٱلۡمُطۡمَئِنَّةُ ٢٧
Yâ'ayyatuhan-nafsul-mutma'innah
Ey huzura kavuşmuş insan!
ٱرۡجِعِيٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةٗ مَّرۡضِيَّةٗ ٢٨
Irci'î ilâ rabbiki râdiyatam mardiyyah
Sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön.
فَٱدۡخُلِي فِي عِبَٰدِي ٢٩
Fadhulî fî 'ibâdî
(Seçkin) kullarım arasına katıl
وَٱدۡخُلِي جَنَّتِي ٣٠
Vadhulî cannatî
ve cennetime gir!
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَآ أُقۡسِمُ بِهَٰذَا ٱلۡبَلَدِ ١
Lâ uksimu bihâzal-balad
Bu beldeye yemin ederim ki,
وَأَنتَ حِلُّۢ بِهَٰذَا ٱلۡبَلَدِ ٢
Va anta hillu bihâzal-balad
Sen bu beldedesin, yemin ederim ki
وَوَالِدٖ وَمَا وَلَدَ ٣
Vavâlidin vamâ valad
babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki,
لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ فِي كَبَدٍ ٤
Lakad halaknal-insâna fî kabad
biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.
أَيَحۡسَبُ أَن لَّن يَقۡدِرَ عَلَيۡهِ أَحَدٞ ٥
Ayahsabu al lan yakdira 'alayhi ahad
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
يَقُولُ أَهۡلَكۡتُ مَالٗا لُّبَدًا ٦
Yakûlu ahlaktu mâlal lubadâ
«Pek çok mal harcadım» diyor.
أَيَحۡسَبُ أَن لَّمۡ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ٧
Ayahsabu al lam yarahû ahad
Kimse onu görmedi mi sanıyor?
أَلَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ عَيۡنَيۡنِ ٨
Alam nac'al lahû 'aynayn
Biz ona iki göz, vermedik mi?
وَلِسَانٗا وَشَفَتَيۡنِ ٩
Valisânan vaşafatayn
Bir dil ve iki dudak vermedik mi?
وَهَدَيۡنَٰهُ ٱلنَّجۡدَيۡنِ ١٠
Vahadaynâhun-nacdayn
Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?
فَلَا ٱقۡتَحَمَ ٱلۡعَقَبَةَ ١١
Falaktahamal-'akabah
Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡعَقَبَةُ ١٢
Vamâ adrâka mal-'akabah
O sarp yokuş nedir bilir misin?
فَكُّ رَقَبَةٍ ١٣
Fakku rakabah
Köle âzat etmek
أَوۡ إِطۡعَٰمٞ فِي يَوۡمٖ ذِي مَسۡغَبَةٖ ١٤
Av it'âmun fî yavmin zî masğabah
veya açlık gününde doyurmaktır.
يَتِيمٗا ذَا مَقۡرَبَةٍ ١٥
Yatîman zâ makrabah
Yakını olan bir yetimi
أَوۡ مِسۡكِينٗا ذَا مَتۡرَبَةٖ ١٦
Av miskînan zâ matrabah
veya açaçık bir yoksulu.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلصَّبۡرِ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلۡمَرۡحَمَةِ ١٧
Summa kâna minal-lazîna âmanû vatavâsav bis-sabri vatavâsav bil-marhamah
Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.
أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ١٨
Ulâ'ika ashâbul-maymanah
İşte bunlar sağdakilerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا هُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ ١٩
Vallazîna kafarû bi'âyâtinâ hum ashâbul-maş'amah
Âyetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir.
عَلَيۡهِمۡ نَارٞ مُّؤۡصَدَةُۢ ٢٠
'Alayhim nârum mu'sadah
Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı, kapatılmış bir ateştir.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلشَّمۡسِ وَضُحَىٰهَا ١
Vaş-şamsi vaduhâhâ
Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, yemin ederim ki,
وَٱلۡقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا ٢
Val-kamari izâ talâhâ
güneşi takip ettiğinde aya, yemin ederim ki,
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا ٣
Van-nahâri izâ callâhâ
onu açığa çıkarttığında gündüze, yemin ederim ki,
وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَغۡشَىٰهَا ٤
Vallayli izâ yağşâhâ
onu örttüğünde geceye, yemin ederim ki,
وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا ٥
Vas-samâ'i vamâ banâhâ
gökyüzüne ve onu bina edene, yemin ederim ki,
وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا طَحَىٰهَا ٦
Val-ardi vamâ tahâhâ
yere ve onu yapıp döşeyene, yemin ederim ki,
وَنَفۡسٖ وَمَا سَوَّىٰهَا ٧
Vanafsin vamâ savvâhâ
nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de yemin ederim ki,
فَأَلۡهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقۡوَىٰهَا ٨
Fa alhamahâ fucûrahâ vatakvâhâ
iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki,
قَدۡ أَفۡلَحَ مَن زَكَّىٰهَا ٩
Kad aflaha man zakkâhâ
nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş,
وَقَدۡ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا ١٠
Vakad hâba man dassâhâ
onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِطَغۡوَىٰهَآ ١١
Kazzabat samûdu bitağvâhâ
Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı.
إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشۡقَىٰهَا ١٢
Izimba'asa aşkâhâ
Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında,
فَقَالَ لَهُمۡ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقۡيَٰهَا ١٣
Fakâla lahum rasûlullâhi nâkatallâhi vasukyâhâ
Allah’ın Rasûlü onlara: «Allah’ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!» dedi.
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمۡدَمَ عَلَيۡهِمۡ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمۡ فَسَوَّىٰهَا ١٤
Fakazzabûhu fa'akarûhâ fadamdama 'alayhim rabbuhum bizambihim fasavvâhâ
Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti.
وَلَا يَخَافُ عُقۡبَٰهَا ١٥
Valâ yahâfu 'ukbâhâ
(Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَغۡشَىٰ ١
Vallayli izâ yağşâ
(Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, yemin ederim ki,
وَٱلنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّىٰ ٢
Van-nahâri izâ tacallâ
açılıp ağardığı vakit gündüze, yemin ederim ki,
وَمَا خَلَقَ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ ٣
Vamâ halakaz-zakara val-unsâ
erkeği ve dişiyi yaratana yemin ederim ki,
إِنَّ سَعۡيَكُمۡ لَشَتَّىٰ ٤
Inna sa'yakum laşattâ
işleriniz başka başkadır.
فَأَمَّا مَنۡ أَعۡطَىٰ وَٱتَّقَىٰ ٥
Fa ammâ man a'tâ vattakâ
Artık kim verir ve sakınırsa,
وَصَدَّقَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ ٦
Vasaddaka bil-husnâ
en güzeli de tasdik ederse,
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلۡيُسۡرَىٰ ٧
Fasanuyassiruhû lil-yusrâ
biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız).
وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسۡتَغۡنَىٰ ٨
Va ammâ mam bahila vastağnâ
Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar,
وَكَذَّبَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ ٩
Vakazzaba bil-husnâ
en güzeli de yalanlarsa,
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلۡعُسۡرَىٰ ١٠
Fasanuyassiruhû lil-'usrâ
biz de onu en zora hazırlarız.
وَمَا يُغۡنِي عَنۡهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ ١١
Vamâ yuğnî 'anhu mâluhû izâ taraddâ
Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.
إِنَّ عَلَيۡنَا لَلۡهُدَىٰ ١٢
Inna 'alaynâ lalhudâ
Doğru yolu göstermek bize aittir.
وَإِنَّ لَنَا لَلۡأٓخِرَةَ وَٱلۡأُولَىٰ ١٣
Va inna lanâ lal'âhirata val-ûlâ
Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
فَأَنذَرۡتُكُمۡ نَارٗا تَلَظَّىٰ ١٤
Fa anzartukum nâran talazzâ
(Ey insanlar!) Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım.
لَا يَصۡلَىٰهَآ إِلَّا ٱلۡأَشۡقَى ١٥
Lâ yaslâhâ illal-aşkâ
O ateşe, kötüler girer.
ٱلَّذِي كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ١٦
Allazî kazzaba vatavallâ
Ancak yalanlayıp yüz çeviren.
وَسَيُجَنَّبُهَا ٱلۡأَتۡقَى ١٧
Vasayucannabuhal-atkâ
İyiler ondan (ateşten) uzak tutulur.
ٱلَّذِي يُؤۡتِي مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ ١٨
Allazî yu'tî mâlahû yatazakkâ
Temizlenmek üzere malını hayra veren
وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعۡمَةٖ تُجۡزَىٰٓ ١٩
Vamâ li ahadin 'indahû min ni'matin tuczâ
onun nezdinde hiç bir kimseye ait şükranla karşılanacak,
إِلَّا ٱبۡتِغَآءَ وَجۡهِ رَبِّهِ ٱلۡأَعۡلَىٰ ٢٠
Illabtiğâ'a vachi rabbihil-a'lâ
Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka bir nimet yoktur.
وَلَسَوۡفَ يَرۡضَىٰ ٢١
Valasavfa yardâ
Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلضُّحَىٰ ١
Vad-duhâ
Kuşluk vaktine yemin ederim ki
وَٱلَّيۡلِ إِذَا سَجَىٰ ٢
Vallayli izâ sacâ
ve sükuna erdiğinde geceye yemin ederim ki
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ ٣
Mâ vadda'aka rabbuka vamâ kalâ
Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.
وَلَلۡأٓخِرَةُ خَيۡرٞ لَّكَ مِنَ ٱلۡأُولَىٰ ٤
Valal'âhiratu hayrul laka minal-ûlâ
Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
وَلَسَوۡفَ يُعۡطِيكَ رَبُّكَ فَتَرۡضَىٰٓ ٥
Valasavfa yu'tîka rabbuka fatardâ
Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın .
أَلَمۡ يَجِدۡكَ يَتِيمٗا فَـَٔاوَىٰ ٦
Alam yacidka yatîman fa'âvâ
O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
وَوَجَدَكَ ضَآلّٗا فَهَدَىٰ ٧
Vavacadaka dâllan fahadâ
Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?
وَوَجَدَكَ عَآئِلٗا فَأَغۡنَىٰ ٨
Vavacadaka 'â'ilan fa ağnâ
Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
فَأَمَّا ٱلۡيَتِيمَ فَلَا تَقۡهَرۡ ٩
Fa ammal-yatîma falâ takhar
Öyleyse yetimi sakın ezme.
وَأَمَّا ٱلسَّآئِلَ فَلَا تَنۡهَرۡ ١٠
Va ammas-sâ'ila falâ tanhar
El açıp isteyeni de sakın azarlama.
وَأَمَّا بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثۡ ١١
Va ammâ bini'mati rabbika fahaddis
Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمۡ نَشۡرَحۡ لَكَ صَدۡرَكَ ١
Alam naşrah laka sadrak
Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
وَوَضَعۡنَا عَنكَ وِزۡرَكَ ٢
Vavada'nâ 'anka vizrak
yükünü senden alıp atmadık mı?
ٱلَّذِيٓ أَنقَضَ ظَهۡرَكَ ٣
Allazî ankada zahrak
Belini büken
وَرَفَعۡنَا لَكَ ذِكۡرَكَ ٤
Varafa'nâ laka zikrak
Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?
فَإِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرًا ٥
Fa inna ma'al-'usri yusrâ
Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
إِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرٗا ٦
Inna ma'al-'usri yusrâ
Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
فَإِذَا فَرَغۡتَ فَٱنصَبۡ ٧
Fa izâ farağta fansab
Boş kaldın mı hemen başka işe koyul
وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرۡغَب ٨
Va ilâ rabbika farğab
ve yalnız Rabbine yönel.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيۡتُونِ ١
Vat-tîni vaz-zaytûn
İncire, zeytine, yemin ederim ki,
وَطُورِ سِينِينَ ٢
Vatûri sînîn
Sina dağına yemin ederim ki
وَهَٰذَا ٱلۡبَلَدِ ٱلۡأَمِينِ ٣
Vahâzal-baladil-amîn
ve şu emîn beldeye yemin ederim ki,
لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ فِيٓ أَحۡسَنِ تَقۡوِيمٖ ٤
Lakad halaknal-insâna fî ahsani takvîm
biz insanı en güzel biçimde yarattık.
ثُمَّ رَدَدۡنَٰهُ أَسۡفَلَ سَٰفِلِينَ ٥
Summa radadnâhu asfala sâfilîn
Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونٖ ٦
Illal-lazîna âmanû va'amilus-sâlihâti falahum acrun ğayru mamnûn
Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır.
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعۡدُ بِٱلدِّينِ ٧
Famâ yukazzibuka ba'du bid-dîn
Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni kim yalanlayabilir?
أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَحۡكَمِ ٱلۡحَٰكِمِينَ ٨
Alaysallâhu bi ahkamil-hâkimîn
Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱقۡرَأۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلَّذِي خَلَقَ ١
Ikra' bismi rabbikal-lazî halak
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ مِنۡ عَلَقٍ ٢
Halakal-insâna min 'alak
O, insanı alâk (rahim cidarına asılı hücre kümesi) tan yarattı.
ٱقۡرَأۡ وَرَبُّكَ ٱلۡأَكۡرَمُ ٣
Ikra' varabbukal-akram
Oku! En büyük kerem sahibidir Rabbin.
ٱلَّذِي عَلَّمَ بِٱلۡقَلَمِ ٤
Allazî 'allama bil-kalam
Kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin,
عَلَّمَ ٱلۡإِنسَٰنَ مَا لَمۡ يَعۡلَمۡ ٥
'Allamal-insâna mâ lam ya'lam
İnsana bilmediklerini belleten,
كَلَّآ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَيَطۡغَىٰٓ ٦
Kallâ innal-insâna layatğâ
Gerçek şu ki, insan azar.
أَن رَّءَاهُ ٱسۡتَغۡنَىٰٓ ٧
Ar ra'âhustağnâ
Kendini kendine yeterli görerek.
إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجۡعَىٰٓ ٨
Inna ilâ rabbikar-ruc'â
Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.
أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي يَنۡهَىٰ ٩
Ara'aytal-lazî yanhâ
Men edeni gördün mü?
عَبۡدًا إِذَا صَلَّىٰٓ ١٠
'Abdan izâ sallâ
Namaz kılarken bir kulu (Peygamber'i namazdan)
أَرَءَيۡتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلۡهُدَىٰٓ ١١
Ara'ayta in kâna 'alal-hudâ
Ne dersin, o (Peygamber) doğru yolda ise
أَوۡ أَمَرَ بِٱلتَّقۡوَىٰٓ ١٢
Av amara bit-takvâ
yahut takvâyı emrediyorsa!
أَرَءَيۡتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ ١٣
Ara'ayta in kazzaba vatavallâ
Ne dersin o (men eden, Peygamber'i) yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa!
أَلَمۡ يَعۡلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ ١٤
Alam ya'lam bi annallâha yarâ
(Bu adam) Allah’ın, (yaptıklarını) gördüğünü bilmez mi!
كَلَّا لَئِن لَّمۡ يَنتَهِ لَنَسۡفَعَۢا بِٱلنَّاصِيَةِ ١٥
Kallâ la il lam yantahi lanasfa'â bin-nâsiyah
Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden),
نَاصِيَةٖ كَٰذِبَةٍ خَاطِئَةٖ ١٦
Nâsiyatin kâzibatin hâti'ah
o yalancı, günahkâr alından (perçemden) yakalarız (cehenneme atarız).
فَلۡيَدۡعُ نَادِيَهُۥ ١٧
Falyad'u nâdiyah
O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın.
سَنَدۡعُ ٱلزَّبَانِيَةَ ١٨
Sanad'uz-zabâniyah
Biz de zebanileri çağıracağız
كَلَّا لَا تُطِعۡهُ وَٱسۡجُدۡۤ وَٱقۡتَرِب۩ ١٩
Kallâ lâ tuti'hu vascud vaktarib
Hayır! Ona uyma! Allah’a secde et ve (yalnızca O’na) yaklaş!
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةِ ٱلۡقَدۡرِ ١
Innâ anzalnâhu fî laylatil-kadr
Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ ٢
Vamâ adrâka mâ laylatul-kadr
Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ خَيۡرٞ مِّنۡ أَلۡفِ شَهۡرٖ ٣
Laylatul-kadri hayrum min alfi şahr
Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.
تَنَزَّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذۡنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمۡرٖ ٤
Tanazzalul-malâ'ikatu var-rûhu fîhâ bi izni rabbihim min kulli amr
O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.
سَلَٰمٌ هِيَ حَتَّىٰ مَطۡلَعِ ٱلۡفَجۡرِ ٥
Salâmun hiya hattâ matla'il-facr
O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَمۡ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡبَيِّنَةُ ١
Lam yakunil-lazîna kafarû min ahlil-kitâbi val-muşrikîna munfakkîna hattâ ta'tiyahumul-bayyinah
Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehli kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
رَسُولٞ مِّنَ ٱللَّهِ يَتۡلُواْ صُحُفٗا مُّطَهَّرَةٗ ٢
Rasûlum minallâhi yatlû suhufam mutahharah
(İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen bir elçi o tertemiz sahifeleri okumaktadır.
فِيهَا كُتُبٞ قَيِّمَةٞ ٣
Fîhâ kutubun kayyimah
O sahifelerde en doğru hükümler vardır.
وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَةُ ٤
Vamâ tafarrakal-lazîna ûtul-kitâba illâ mim ba'di mâ câ'athumul-bayyinah
Kendilerine kitap verilenler ancak O açık delil (peygamber ) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler .
وَمَآ أُمِرُوٓاْ إِلَّا لِيَعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُواْ ٱلزَّكَوٰةَۚ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلۡقَيِّمَةِ ٥
Vamâ umirû illâ liya'budullâha muhlisîna lahud-dîna hunafâ'a vayukîmus-salavâta vayu'tuz-zakavâta vazâlika dînul-kayyimah
Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ شَرُّ ٱلۡبَرِيَّةِ ٦
Innal-lazîna kafarû min ahlil-kitâbi val-muşrikîna fî nâri cahannama hâlidîna fîhâ ulâ'ika hum şarrul-bariyyah
Ehli kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ خَيۡرُ ٱلۡبَرِيَّةِ ٧
Innal-lazîna âmanû va'amilus-sâlihâti ulâ'ika hum hayrul-bariyyah
İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.
جَزَآؤُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتُ عَدۡنٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۖ رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ رَبَّهُۥ ٨
Cazâ'uhum 'inda rabbihim cannâtu 'adnin tacrî min tahtihal-anhâru hâlidîna fîhâ abadar radiyallâhu 'anhum varadû 'anhu zâlika liman haşiya rabbah
Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا زُلۡزِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ زِلۡزَالَهَا ١
Izâ zulzilatil-ardu zilzâlahâ
Yeryüzü kendine has sarsıntısıyla sallandığı,
وَأَخۡرَجَتِ ٱلۡأَرۡضُ أَثۡقَالَهَا ٢
Va ahracatil-ardu askâlahâ
toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı
وَقَالَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا لَهَا ٣
Vakâlal-insânu mâ lahâ
ve insan «Ne oluyor buna!» dediği vakit,
يَوۡمَئِذٖ تُحَدِّثُ أَخۡبَارَهَا ٤
Yavma'izin tuhaddisu ahbârahâ
işte o gün (yer) bütün haberlerini anlatır.
بِأَنَّ رَبَّكَ أَوۡحَىٰ لَهَا ٥
Bi anna rabbaka avhâ lahâ
Rabbinin ona bildirmesiyle
يَوۡمَئِذٖ يَصۡدُرُ ٱلنَّاسُ أَشۡتَاتٗا لِّيُرَوۡاْ أَعۡمَٰلَهُمۡ ٦
Yavma'izin yasdurun-nâsu aştâtal liyurav a'mâlahum
o gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler.
فَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٍ خَيۡرٗا يَرَهُۥ ٧
Faman ya'mal miskâla zarratin hayran yarah
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.
وَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٖ شَرّٗا يَرَهُۥ ٨
Vaman ya'mal miskâla zarratin şarran yarah
Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلۡعَٰدِيَٰتِ ضَبۡحٗا ١
Val-'âdiyâti dabhâ
Harıl harıl koşanlara, yemin ederim ki,
فَٱلۡمُورِيَٰتِ قَدۡحٗا ٢
Fal-mûriyâti kadhâ
(nallarıyla) çakarak kıvılcım saçanlara yemin ederim ki,
فَٱلۡمُغِيرَٰتِ صُبۡحٗا ٣
Fal-muğîrâti subhâ
(ansızın) sabah baskını yapanlara, yemin ederim ki,
فَأَثَرۡنَ بِهِۦ نَقۡعٗا ٤
Fa asarna bihî nak'â
orada tozu dumana katanlara, yemin ederim ki,
فَوَسَطۡنَ بِهِۦ جَمۡعًا ٥
Favasatna bihî cam'â
derken orada bir topluluğun ta ortasına girenlere yemin ederim ki,
إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لِرَبِّهِۦ لَكَنُودٞ ٦
Innal-insâna lirabbihî lakanûd
insan, Rabbine karşı pek nankördür.
وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٞ ٧
Va innahû 'alâ zâlika laşahîd
Şüphesiz buna kendisi de şahittir
وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلۡخَيۡرِ لَشَدِيدٌ ٨
Va innahû lihubbil-hayri laşadîd
ve o, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür.
۞ أَفَلَا يَعۡلَمُ إِذَا بُعۡثِرَ مَا فِي ٱلۡقُبُورِ ٩
Afalâ ya'lamu izâ bu'sira mâ fil-kubûr
(İnsan) düşünmez mi ki, kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman,
وَحُصِّلَ مَا فِي ٱلصُّدُورِ ١٠
Vahussila mâ fis-sudûr
Ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman (hali ne olacak)!
إِنَّ رَبَّهُم بِهِمۡ يَوۡمَئِذٖ لَّخَبِيرُۢ ١١
Inna rabbahum bihim yavma'izil lahabîr
Şüphesiz Rableri o gün onlardan tamamıyla haberdardır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلۡقَارِعَةُ ١
Al-kâri'ah
Kapı çalan!
مَا ٱلۡقَارِعَةُ ٢
Mal-kâri'ah
Nedir o kapı çalan?
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡقَارِعَةُ ٣
Vamâ adrâka mal-kâri'ah
O kapı çalanın ne olduğunu bilir misin?
يَوۡمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلۡفَرَاشِ ٱلۡمَبۡثُوثِ ٤
Yavma yakûnun-nâsu kal-farâşil-mabsûs
İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğu,
وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ ٱلۡمَنفُوشِ ٥
Vatakûnul-cibâlu kal-'ihnil-manfûş
dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!)
فَأَمَّا مَن ثَقُلَتۡ مَوَٰزِينُهُۥ ٦
Fa ammâ man sakulat mavâzînuh
O gün kimin tartıları ameli ağır gelirse
فَهُوَ فِي عِيشَةٖ رَّاضِيَةٖ ٧
Fahuva fî 'îşatir râdiyah
işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur.
وَأَمَّا مَنۡ خَفَّتۡ مَوَٰزِينُهُۥ ٨
Va ammâ man haffat mavâzînuh
Kimin tartısı da hafif gelirse ,
فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٞ ٩
Fa ummuhû hâviyah
işte onun anası (yeri, yurdu) Hâviye' dir.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا هِيَهۡ ١٠
Vamâ adrâka mâ hiyah
Nedir o (Hâviye) bilir misin?
نَارٌ حَامِيَةُۢ ١١
Nârun hâmiyah
Kızgın ateş!
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلۡهَىٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ ١
Alhâkumut-takâsur
Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki,
حَتَّىٰ زُرۡتُمُ ٱلۡمَقَابِرَ ٢
Hattâ zurtumul-makâbir
nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.
كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ٣
Kallâ savfa ta'lamûn
Hayır! Yakında bileceksiniz!
ثُمَّ كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ٤
Summa kallâ savfa ta'lamûn
Elbette yakında bileceksiniz!
كَلَّا لَوۡ تَعۡلَمُونَ عِلۡمَ ٱلۡيَقِينِ ٥
Kallâ lav ta'lamûna 'ilmal-yakîn
Gerçek öyle değil ! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız,
لَتَرَوُنَّ ٱلۡجَحِيمَ ٦
Lataravunnal-cahîm
(orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz.
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيۡنَ ٱلۡيَقِينِ ٧
Summa lataravunnahâ 'aynal-yakîn
Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz.
ثُمَّ لَتُسۡـَٔلُنَّ يَوۡمَئِذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ ٨
Summa latus'alunna yavma'izin 'anin-na'îm
Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلۡعَصۡرِ ١
Val-'asr
Asra yemin ederim ki
إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَفِي خُسۡرٍ ٢
Innal-insâna lafî husr
insan gerçekten ziyan içindedir.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلۡحَقِّ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلصَّبۡرِ ٣
Illal-lazîna âmanû va'amilus-sâlihâti vatavâsav bil-hakki vatavâsav bis-sabr
Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَيۡلٞ لِّكُلِّ هُمَزَةٖ لُّمَزَةٍ ١
Vaylul likulli humazatil lumazah
Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!
ٱلَّذِي جَمَعَ مَالٗا وَعَدَّدَهُۥ ٢
Allazî cama'a mâlan va'addadah
O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.
يَحۡسَبُ أَنَّ مَالَهُۥٓ أَخۡلَدَهُۥ ٣
Yahsabu anna mâlahû ahladah
(O), malının kendisini ebedi kılacağını zanneder.
كَلَّاۖ لَيُنۢبَذَنَّ فِي ٱلۡحُطَمَةِ ٤
Kallâ layumbazanna fil-hutamah
Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحُطَمَةُ ٥
Vamâ adrâka mal-hutamah
Hutame'nin ne olduğunu bilir misin?
نَارُ ٱللَّهِ ٱلۡمُوقَدَةُ ٦
Nârullâhil-mûkadah
Allah'ın, tutuşturulmuş, ateşidir.
ٱلَّتِي تَطَّلِعُ عَلَى ٱلۡأَفۡـِٔدَةِ ٧
Allatî tattali'u 'alal-af'idah
(Yandıkça) tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan
إِنَّهَا عَلَيۡهِم مُّؤۡصَدَةٞ ٨
Innahâ 'alayhim mu'sadah
ve o vaziyette o (ateş) üzerlerine kapatılmıştır.
فِي عَمَدٖ مُّمَدَّدَةِۭ ٩
Fî 'amadim mumaddadah
Onlar (bu ateşin içinde) uzatılmış sütunlara bağlanmışlar.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصۡحَٰبِ ٱلۡفِيلِ ١
Alam tara kayfa fa'ala rabbuka bi ashâbil-fîl
Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?
أَلَمۡ يَجۡعَلۡ كَيۡدَهُمۡ فِي تَضۡلِيلٖ ٢
Alam yac'al kaydahum fî tadlîl
Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?
وَأَرۡسَلَ عَلَيۡهِمۡ طَيۡرًا أَبَابِيلَ ٣
Va arsala 'alayhim tayran abâbîl
Onların üstüne ebâbil kuşlarını gönderdi.
تَرۡمِيهِم بِحِجَارَةٖ مِّن سِجِّيلٖ ٤
Tarmîhim bihicâratim min siccîl
O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.
فَجَعَلَهُمۡ كَعَصۡفٖ مَّأۡكُولِۭ ٥
Faca'alahum ka'asfim ma'kûl
Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لِإِيلَٰفِ قُرَيۡشٍ ١
Li îlâfi kurayş
Kureyş’e kolaylaştırıldığı,
إِۦلَٰفِهِمۡ رِحۡلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيۡفِ ٢
Îlâfihim rihlataş-şitâ'i vas-sayf
evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için onlar,
فَلۡيَعۡبُدُواْ رَبَّ هَٰذَا ٱلۡبَيۡتِ ٣
Falya'budû rabba hâzal-bayt
şu evin Rabbine kulluk etsinler.
ٱلَّذِيٓ أَطۡعَمَهُم مِّن جُوعٖ وَءَامَنَهُم مِّنۡ خَوۡفِۭ ٤
Allazî at'amahum min cû'in va âmanahum min havf
Kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ ١
Ara'aytal-lazî yukazzibu bid-dîn
Dini yalanlayanı gördün mü?
فَذَٰلِكَ ٱلَّذِي يَدُعُّ ٱلۡيَتِيمَ ٢
Fazâlikal-lazî yadu''ul-yatîm
İşte o, yetimi itip kakar,
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ٣
Valâ yahuddu 'alâ ta'âmil-miskîn
Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;
فَوَيۡلٞ لِّلۡمُصَلِّينَ ٤
Favaylul lil-musallîn
Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
ٱلَّذِينَ هُمۡ عَن صَلَاتِهِمۡ سَاهُونَ ٥
Allazîna hum 'an salâtihim sâhûn
onlar namazlarını ciddiye almazlar.
ٱلَّذِينَ هُمۡ يُرَآءُونَ ٦
Allazîna hum yurâ'ûn
Onlar gösteriş yapanlardır,
وَيَمۡنَعُونَ ٱلۡمَاعُونَ ٧
Vayamna'ûnal-mâ'ûn
hayra da mâni olurlar.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّآ أَعۡطَيۡنَٰكَ ٱلۡكَوۡثَرَ ١
Innâ a'taynâkal-kavsar
(Rasûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنۡحَرۡ ٢
Fasalli lirabbika vanhar
Şimdi sen Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ ٣
Inna şâni'aka huval-abtar
Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡكَٰفِرُونَ ١
Kul yâ'ayyuhal-kâfirûn
(Rasûlüm!) De ki: Ey kâfirler!
لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ٢
Lâ a'budu mâ ta'budûn
Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ ٣
Valâ antum 'âbidûna mâ a'bud
Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.
وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٞ مَّا عَبَدتُّمۡ ٤
Valâ ana 'âbidum mâ 'abattum
Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim.
وَلَآ أَنتُمۡ عَٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ ٥
Valâ antum 'âbidûna mâ a'bud
Evet, siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz.
لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِيَ دِينِ ٦
Lakum dînukum valiya dîn
Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا جَآءَ نَصۡرُ ٱللَّهِ وَٱلۡفَتۡحُ ١
Izâ câ'a nasrullâhi val-fath
Allah'ın yardımı ve zaferi gelip
وَرَأَيۡتَ ٱلنَّاسَ يَدۡخُلُونَ فِي دِينِ ٱللَّهِ أَفۡوَاجٗا ٢
Vara'aytan-nâsa yadhulûna fî dînillâhi afvâcâ
de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit,
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَٱسۡتَغۡفِرۡهُۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابَۢا ٣
Fasabbih bihamdi rabbika vastağfirhu innahû kâna tavvâbâ
Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَّتۡ يَدَآ أَبِي لَهَبٖ وَتَبَّ ١
Tabbat yadâ abî lahabin vatabb
Ebu Leheb'in iki eli kurusun!
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُ مَالُهُۥ وَمَا كَسَبَ ٢
Mâ ağnâ 'anhu mâluhû vamâ kasab
Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi.
سَيَصۡلَىٰ نَارٗا ذَاتَ لَهَبٖ ٣
Sayaslâ nâran zâta lahab
O, alevli bir ateşte yanacak.
وَٱمۡرَأَتُهُۥ حَمَّالَةَ ٱلۡحَطَبِ ٤
Vamra'atuhû hammâlatal-hatab
Odun taşıyıcı olarak karısı da (ateşe girecek).
فِي جِيدِهَا حَبۡلٞ مِّن مَّسَدِۭ ٥
Fî cîdihâ hablum mim masad
Ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ١
Kul huvallâhu ahad
De ki : O, Allah birdir.
ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ٢
Allâhus-samad
Allah sameddir.
لَمۡ يَلِدۡ وَلَمۡ يُولَدۡ ٣
Lam yalid valam yûlad
O, doğurmamış ve doğmamıştır.
وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدُۢ ٤
Valam yakul lahû kufuvan ahad
Onun hiçbir dengi yoktur.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ ١
Kul a'ûzu birabbil-falak
De ki: Sabahın Rabbine sığınırım!
مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ٢
Min şarri mâ halak
Yarattığı şeylerin şerrinden,
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ٣
Vamin şarri ğâsikin izâ vakab
karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِي ٱلۡعُقَدِ ٤
Vamin şarrin-naffâsâti fil-'ukad
düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden
وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ٥
Vamin şarri hâsidin izâ hasad
ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ١
Kul a'ûzu birabbin-nâs
De ki: İnsanların ilâhına sığınırım!
مَلِكِ ٱلنَّاسِ ٢
Malikin-nâs
İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine),
إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ ٣
Ilâhin-nâs
insanların Rabbine sığınırım,
مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ ٤
Min şarril-vasvâsil-hannâs
(insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen şeytanının şerrinden,
ٱلَّذِي يُوَسۡوِسُ فِي صُدُورِ ٱلنَّاسِ ٥
Allazî yuvasvisu fî sudûrin-nâs
insanların kalplerine vesvese sokan,
مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ٦
Minal-cinnati van-nâs
cin ve insanlardan.
30. cüz Nebe Suresi 78:1 ile başlar ve Nas Suresi 114:6 ile biter.
30. cüzde şu sureler yer alır: Nebe, Naziat, Abese, Tekvir, İnfitar, Mutaffifin, İnşikak, Büruc, Tarık, A'la, Gaşiye, Fecr, Beled, Şems, Leyl, Duha, İnşirah, Tin, Alak, Kadir, Beyyine, Zilzal, Adiyat, Karia, Tekasür, Asr, Hümeze, Fil, Kureyş, Maun, Kevser, Kafirun, Nasr, Tebbet, İhlas, Felak, Nas.
Cüz, Kur'an-ı Kerim'in eşit uzunluktaki 30 bölümünden biridir. Her gün bir cüz okuyan, Kur'an'ı bir ayda hatmeder.