هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡغَٰشِيَةِ ١
Hal atâka hadîsul-ğâşiyah
(Rasûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?
Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡغَٰشِيَةِ ١
Hal atâka hadîsul-ğâşiyah
(Rasûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ ٢
Vucûhun yavma'izin hâşi'ah
O gün birtakım yüzler zelildir,
عَامِلَةٞ نَّاصِبَةٞ ٣
'Âmilatun nâsibah
durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur,
تَصۡلَىٰ نَارًا حَامِيَةٗ ٤
Taslâ nâran hâmiyah
kızgın ateşe girer.
تُسۡقَىٰ مِنۡ عَيۡنٍ ءَانِيَةٖ ٥
Tuskâ min 'aynin âniyah
Onlara kaynar su pınarından içirilir.
لَّيۡسَ لَهُمۡ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٖ ٦
Llaysa lahum ta'âmun illâ min darî'
Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,
لَّا يُسۡمِنُ وَلَا يُغۡنِي مِن جُوعٖ ٧
Llâ yusminu valâ yuğnî min cû'
o ise ne besler ne de açlığı giderir.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاعِمَةٞ ٨
Vucûhun yavma'izin nâ'imah
O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar,
لِّسَعۡيِهَا رَاضِيَةٞ ٩
Llisa'yihâ râdiyah
(dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır,
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٖ ١٠
Fî cannatin 'âliyah
yüce bir cennettedirler.
لَّا تَسۡمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةٗ ١١
Llâ tasma'u fîhâ lâğiyah
Orada boş bir söz işitmezler.
فِيهَا عَيۡنٞ جَارِيَةٞ ١٢
Fîhâ 'aynun câriyah
Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,
فِيهَا سُرُرٞ مَّرۡفُوعَةٞ ١٣
Fîhâ sururum marfû'ah
orada yükseltilmiş tahtlar,
وَأَكۡوَابٞ مَّوۡضُوعَةٞ ١٤
Va akvâbum mavdû'ah
konulmuş kadehler,
وَنَمَارِقُ مَصۡفُوفَةٞ ١٥
Vanamâriku masfûfah
sıra sıra dizilmiş yastıklar,
وَزَرَابِيُّ مَبۡثُوثَةٌ ١٦
Vazarâbiyyu mabsûsah
serilmiş halılar vardır.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلۡإِبِلِ كَيۡفَ خُلِقَتۡ ١٧
Afalâ yanzurûna ilal-ibili kayfa hulikat
(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيۡفَ رُفِعَتۡ ١٨
Va ilas-samâ'i kayfa rufi'at
Göğün nasıl yükseltildiğine, bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلۡجِبَالِ كَيۡفَ نُصِبَتۡ ١٩
Va ilal-cibâli kayfa nusibat
Dağların nasıl dikildiğine, bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَيۡفَ سُطِحَتۡ ٢٠
Va ilal-ardi kayfa sutihat
Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
فَذَكِّرۡ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٞ ٢١
Fazakkir innamâ anta muzakkir
O halde (Rasûlüm!) öğüt ver. Sen ancak öğüt vericisin.
لَّسۡتَ عَلَيۡهِم بِمُصَيۡطِرٍ ٢٢
Llasta 'alayhim bimusaytir
Onların üzerinde bir zorba değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ ٢٣
Illâ man tavallâ vakafar
Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince,
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَكۡبَرَ ٢٤
Fayu'azzibuhullâhul-'azâbal-akbar
işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.
إِنَّ إِلَيۡنَآ إِيَابَهُمۡ ٢٥
Inna ilaynâ iyâbahum
Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا حِسَابَهُم ٢٦
Summa inna 'alaynâ hisâbahum
Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.
Gaşiye Suresi 26 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 88. suresidir.
Gaşiye Suresi Mekki bir suredir.
Gaşiye Suresi 30. cüzdedir.
Evet. Bu sayfanın üstündeki başlat düğmesine basın veya istediğiniz ayetten başlayın. Qabas uygulamasında sureyi çevrimdışı dinlemek için indirebilirsiniz.