وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقٗا ١
Van-nâzi'âti ğarkâ
Söküp çıkaranlara , andolsun;
Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقٗا ١
Van-nâzi'âti ğarkâ
Söküp çıkaranlara , andolsun;
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشۡطٗا ٢
Van-nâşitâti naştâ
yavaşça çekenlere , andolsun;
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبۡحٗا ٣
Vas-sâbihâti sabhâ
yüzdükçe yüzenlere , andolsun;
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبۡقٗا ٤
Fas-sâbikâti sabkâ
yarıştıkça yarışanlara , andolsun;
فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرٗا ٥
Fal-mudabbirâti amrâ
iş düzenleyenlere , andolsun;
يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ٦
Yavma tarcufur-râcifah
Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı,
تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ٧
Tatba'uhar-râdifah
onu ikinci üflemenin takip ettiği gün,
قُلُوبٞ يَوۡمَئِذٖ وَاجِفَةٌ ٨
Kulûbun yavma'izin vâcifah
işte o gün yürekler kaygıdan oynar,
أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةٞ ٩
Absâruhâ hâşi'ah
gözler yorgun düşer.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ ١٠
Yakûlûna a'innâ lamardûdûna fil-hâfirah
«Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, derler.
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا نَّخِرَةٗ ١١
A'izâ kunnâ 'izâman nahirah
(Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?»
قَالُواْ تِلۡكَ إِذٗا كَرَّةٌ خَاسِرَةٞ ١٢
Kâlû tilka izan karratun hâsirah
«O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur» dediler.
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةٞ وَٰحِدَةٞ ١٣
Fa innamâ hiya zacratun vâhidah
Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ١٤
Fa izâ hum bis-sâhirah
Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ١٥
Hal atâka hadîsu mûsâ
(Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?
إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى ١٦
Iz nâdâhu rabbuhû bil-vâdil-mukaddasi tuvâ
Kutsal vadi Tuva'da Rabbi ona şöyle seslenmişti :
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ١٧
Izhab ilâ fir'avna innahû tağâ
Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.
فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ١٨
Fakul hal laka ilâ an tazakkâ
De ki: Arınmayı ister misin?
وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ ١٩
Va ahdiyaka ilâ rabbika fatahşâ
Seni Rabbimin yoluna iletmemi, böylece ondan korkarsın.
فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ ٢٠
Fa arâhul-âyatal-kubrâ
Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ٢١
Fakazzaba va'asâ
(O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.
ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ ٢٢
Summa adbara yas'â
Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstererek sırtını döndü.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ٢٣
Fahaşara fanâdâ
Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ ٢٤
Fakâla ana rabbukumul-a'lâ
Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ ٢٥
Fa ahazahullâhu nakâlal-âhirati val-ûlâ
Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةٗ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ ٢٦
Inna fî zâlika la'ibratal liman yahşâ
Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا ٢٧
A'antum aşaddu halkan amis-samâ'u banâhâ
Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti,
رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا ٢٨
Rafa'a samkahâ fasavvâhâ
onu yükseltip düzene koydu.
وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا ٢٩
Va ağtaşa laylahâ va ahraca duhâhâ
Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.
وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ٣٠
Val-arda ba'da zâlika dahâhâ
Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.
أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا ٣١
Ahraca minhâ mâ'ahâ vamar'âhâ
Yerden suyunu ve otlağını çıkardı
وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا ٣٢
Val-cibâla arsâhâ
ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
مَتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ٣٣
Matâ'al lakum vali'an'âmikum
Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere,
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ ٣٤
Fa izâ câ'atit-tâmmatul-kubrâ
her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit,
يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ٣٥
Yavma yatazakkarul-insânu mâ sa'â
insanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ٣٦
Vaburrizatil-cahîmu liman yarâ
ve görene cehennem açık bir şekilde gösterildiği zaman;
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ٣٧
Fa ammâ man tağâ
azana
وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ٣٨
Va âsaral-hayavâtad-dunyâ
ve dünya hayatını ahirete tercih edene,
فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ٣٩
Fa innal-cahîma hiyal-ma'vâ
şüphesiz cehennem tek barınaktır.
وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ ٤٠
Va ammâ man hâfa makâma rabbihî vanahan-nafsa 'anil-havâ
Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise
فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ٤١
Fa innal-cannata hiyal-ma'vâ
şüphesiz cennet yegâne barınaktır.
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا ٤٢
Yas'alûnaka 'anis-sâ'ati ayyâna mursâhâ
Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ ٤٣
Fîma anta min zikrâhâ
Sen onu nereden bilip bildireceksin!
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ٤٤
Ilâ rabbika muntahâhâ
O'nun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا ٤٥
Innamâ anta munziru man yahşâhâ
Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.
كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا ٤٦
Ka annahum yavma yaravnahâ lam yalbasû illâ 'aşiyyatan av duhâhâ
Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.
Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.
Naziat Suresi 46 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 79. suresidir.
Naziat Suresi Mekki bir suredir.
Naziat Suresi 30. cüzdedir.
Evet. Bu sayfanın üstündeki başlat düğmesine basın veya istediğiniz ayetten başlayın. Qabas uygulamasında sureyi çevrimdışı dinlemek için indirebilirsiniz.