عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
'Amma yatasâ'alûn
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
'Amma yatasâ'alûn
Birbirlerine neyi soruyorlar?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ٢
'Anin-naba'il-'azîm
(İnanıp inanmamakta) büyük haberi mi?
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ٣
Allazî hum fîhi muhtalifûn
Ayrılığa düştükleri.
كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ٤
Kallâ saya'lamûn
Hayır! Anlayacaklar!
ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ٥
Summa kallâ saya'lamûn
Yine hayır! Onlar anlayacaklar!
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدٗا ٦
Alam nac'alil-arda mihâdâ
Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادٗا ٧
Val-cibâla avtâdâ
Dağları da birer kazık.
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجٗا ٨
Vahalaknâkum azvâcâ
Sizi çifter çifter yarattık.
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتٗا ٩
Vaca'alnâ navmakum subâtâ
Uykunuzu bir dinlenme kıldık.
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسٗا ١٠
Vaca'alnal-layla libâsâ
Geceyi bir örtü yaptık.
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشٗا ١١
Vaca'alnan-nahâra ma'âşâ
Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعٗا شِدَادٗا ١٢
Vabanaynâ favkakum sab'an şidâdâ
Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.
وَجَعَلۡنَا سِرَاجٗا وَهَّاجٗا ١٣
Vaca'alnâ sirâcan vahhâcâ
(Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık.
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءٗ ثَجَّاجٗا ١٤
Va anzalnâ minal-mu'sirâti mâ'an saccâcâ
Üst üste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبّٗا وَنَبَاتٗا ١٥
Llinuhrica bihî habban vanabâtâ
Size tohumlar, bitkiler; (ağaçları) yetiştirmek için,
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا ١٦
Vacannâtin alfâfâ
sarmaş dolaş olmuş bağlar ve bahçeler yetiştirmek için.
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتٗا ١٧
Inna yavmal-fasli kâna mîkâtâ
Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجٗا ١٨
Yavma yunfahu fis-sûri fata'tûna afvâcâ
Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz;
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبٗا ١٩
Vafutihatis-samâ'u fakânat abvâbâ
gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur,
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ٢٠
Vasuyyiratil-cibâlu fakânat sarâbâ
dağlar yürütülür, serap haline gelir.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادٗا ٢١
Inna cahannama kânat mirsâdâ
Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir.
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابٗا ٢٢
Llit-tâğîna ma'âbâ
Azgınların barınağı olacak,
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابٗا ٢٣
Llâbisîna fîhâ ahkâbâ
(Azgınlar) orada çağlar boyu kalırlar,
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدٗا وَلَا شَرَابًا ٢٤
Llâ yazûkûna fîhâ bardan valâ şarâbâ
orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar,
إِلَّا حَمِيمٗا وَغَسَّاقٗا ٢٥
Illâ hamîman vağassâkâ
kaynar su ve irin tadarlar.
جَزَآءٗ وِفَاقًا ٢٦
Cazâ'an vifâkâ
Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak.
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابٗا ٢٧
Innahum kânû lâ yarcûna hisâbâ
Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı.
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابٗا ٢٨
Vakazzabû bi'âyâtinâ kizzâbâ
Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبٗا ٢٩
Vakulla şay'in ahsaynâhu kitâbâ
Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ٣٠
Fazûkû falan nazîdakum illâ 'azâbâ
Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ٣١
Inna lil-muttakîna mafâzâ
Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer,
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبٗا ٣٢
Hadâ'ika va a'nâbâ
bahçeler, üzüm bağları,
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابٗا ٣٣
Vakavâ'iba atrâbâ
göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,
وَكَأۡسٗا دِهَاقٗا ٣٤
Vaka'san dihâkâ
içki dolu kâseler vardır.
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا كِذَّٰبٗا ٣٥
Llâ yasma'ûna fîhâ lağvan valâ kizzâbâ
Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.
جَزَآءٗ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابٗا ٣٦
Cazâ'am mir rabbika 'atâ'an hisâbâ
Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابٗا ٣٧
Rrabbis-samâvâti val-ardi vamâ baynahumar-rahmâni lâ yamlikûna minhu hitâbâ
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفّٗاۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابٗا ٣٨
Yavma yakûmur-rûhu val-malâ'ikatu saffal lâ yatakallamûna illâ man azina lahur-rahmânu vakâla savâbâ
Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler.
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ٣٩
Zâlikal-yavmul-hakku faman şâ'at-tahaza ilâ rabbihî ma'âbâ
İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابٗا قَرِيبٗا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا ٤٠
Innâ anzarnâkum 'azâban karîban yavma yanzurul-mar'u mâ kaddamat yadâhu vayakûlul-kâfiru yâlaytanî kuntu turâbâ
Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: «Keşke toprak olsaydım!» diyecektir.
Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.
Nebe Suresi 40 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 78. suresidir.
Nebe Suresi Mekki bir suredir.
Nebe Suresi 30. cüzdedir.
Evet. Bu sayfanın üstündeki başlat düğmesine basın veya istediğiniz ayetten başlayın. Qabas uygulamasında sureyi çevrimdışı dinlemek için indirebilirsiniz.