لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ ١
Lâ uksimu biyavmil-kiyâmah
Kıyamet gününe yemin ederim.
Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ ١
Lâ uksimu biyavmil-kiyâmah
Kıyamet gününe yemin ederim.
وَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلنَّفۡسِ ٱللَّوَّامَةِ ٢
Valâ uksimu bin-nafsil-lavvâmah
Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).
أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجۡمَعَ عِظَامَهُۥ ٣
Ayahsabul-insânu allan nacma'a 'izâmah
İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?
بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُۥ ٤
Balâ kâdirîna 'alâ an nusavviya banânah
Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
بَلۡ يُرِيدُ ٱلۡإِنسَٰنُ لِيَفۡجُرَ أَمَامَهُۥ ٥
Bal yurîdul-insânu liyafcura amâmah
Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.
يَسۡـَٔلُ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلۡقِيَٰمَةِ ٦
Yas'alu ayyâna yavmul-kiyâmah
«Kıyamet günü ne zamanmış?» diye sorar.
فَإِذَا بَرِقَ ٱلۡبَصَرُ ٧
Fa izâ barikal-basar
İşte, göz kamaştığı,
وَخَسَفَ ٱلۡقَمَرُ ٨
Vahasafal-kamar
ay tutulduğu,
وَجُمِعَ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ ٩
Vacumi'aş-şamsu val-kamar
güneşle ay biraraya getirildiği zaman!
يَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذٍ أَيۡنَ ٱلۡمَفَرُّ ١٠
Yakûlul-insânu yavma'izin aynal-mafarr
O gün insan, «Kaçacak yer neresi!» diyecektir.
كَلَّا لَا وَزَرَ ١١
Kallâ lâ vazar
Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمُسۡتَقَرُّ ١٢
Ilâ rabbika yavma'izinil-mustakarr
O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
يُنَبَّؤُاْ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذِۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ ١٣
Yunabba'ul-insânu yavma'izi bimâ kaddama va ahhar
O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
بَلِ ٱلۡإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ بَصِيرَةٞ ١٤
Balil-insânu 'alâ nafsihî basîrah
Artık insan, kendi kendinin şahididir.
وَلَوۡ أَلۡقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ ١٥
Valav alkâ ma'âzîrah
İsterse özürlerini sayıp döksün.
لَا تُحَرِّكۡ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعۡجَلَ بِهِۦٓ ١٦
Lâ tuharrik bihî lisânaka lita'cala bih
(Rasûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
إِنَّ عَلَيۡنَا جَمۡعَهُۥ وَقُرۡءَانَهُۥ ١٧
Inna 'alaynâ cam'ahû vakur'ânah
Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.
فَإِذَا قَرَأۡنَٰهُ فَٱتَّبِعۡ قُرۡءَانَهُۥ ١٨
Fa izâ kara'nâhu fattabi' kur'ânah
O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا بَيَانَهُۥ ١٩
Summa inna 'alaynâ bayânah
Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir.
كَلَّا بَلۡ تُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ ٢٠
Kallâ bal tuhibbûnal-'âcilah
Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor,
وَتَذَرُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ ٢١
Vatazarûnal-âhirah
ahireti bırakıyorsunuz.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاضِرَةٌ ٢٢
Vucûhun yavma'izin nâdirah
Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٞ ٢٣
Ilâ rabbihâ nâzirah
Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).
وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذِۭ بَاسِرَةٞ ٢٤
Vavucûhun yavma'izi bâsirah
Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;
تَظُنُّ أَن يُفۡعَلَ بِهَا فَاقِرَةٞ ٢٥
Tazunnu an yuf'ala bihâ fâkirah
Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِيَ ٢٦
Kallâ izâ balağatit-tarâkiy
Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,
وَقِيلَ مَنۡۜ رَاقٖ ٢٧
Vakîla man râk
«Tedavi edebilecek kimdir?» denir.
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلۡفِرَاقُ ٢٨
Vazanna annahul-firâk
(Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.
وَٱلۡتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ ٢٩
Val-taffatis-sâku bis-sâk
Ve bacak bacağa dolaşır.
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمَسَاقُ ٣٠
Ilâ rabbika yavma'izinil-masâk
İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ ٣١
Falâ saddaka valâ sallâ
İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.
وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ٣٢
Valâkin kazzaba vatavallâ
Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ ٣٣
Summa zahaba ilâ ahlihî yatamattâ
Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.
أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰ ٣٤
Avlâ laka fa avlâ
Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!
ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ ٣٥
Summa avlâ laka fa avlâ
Evet, lâyıktır sana ( o azap) lâyık!
أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَن يُتۡرَكَ سُدًى ٣٦
Ayahsabul-insânu an yutraka sudâ
İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!
أَلَمۡ يَكُ نُطۡفَةٗ مِّن مَّنِيّٖ يُمۡنَىٰ ٣٧
Alam yaku nutfatam mim maniyyin yumnâ
O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutte (sperm) değil miydi?
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةٗ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ ٣٨
Summa kâna 'alakatan fahalaka fasavvâ
Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.
فَجَعَلَ مِنۡهُ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ ٣٩
Faca'ala minhuz-zavcayniz-zakara val-unsâ
Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti.
أَلَيۡسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰ ٤٠
Alaysa zâlika bikâdirin 'alâ an yuhyal-mavtâ
Peki (bunları yapan) Allah’ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?
Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.
Kıyame Suresi 40 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 75. suresidir.
Kıyame Suresi Mekki bir suredir.
Kıyame Suresi 29. cüzdedir.
Evet. Bu sayfanın üstündeki başlat düğmesine basın veya istediğiniz ayetten başlayın. Qabas uygulamasında sureyi çevrimdışı dinlemek için indirebilirsiniz.