İnsan Suresi الانسان

Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

هَلۡ أَتَىٰ عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ حِينٞ مِّنَ ٱلدَّهۡرِ لَمۡ يَكُن شَيۡـٔٗا مَّذۡكُورًا ١

Hal atâ 'alal-insâni hînum minad-dahri lam yakun şay'an mmazkûrâ

İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?

إِنَّا خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن نُّطۡفَةٍ أَمۡشَاجٖ نَّبۡتَلِيهِ فَجَعَلۡنَٰهُ سَمِيعَۢا بَصِيرًا ٢

Innâ halaknal-insâna min nutfatin amşâcin nabtalîhi faca'alnâhu samî'â basîrâ

Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.

إِنَّا هَدَيۡنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرٗا وَإِمَّا كَفُورًا ٣

Innâ hadaynâhus-sabîla immâ şâkiran va immâ kafûrâ

Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.

إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَاْ وَأَغۡلَٰلٗا وَسَعِيرًا ٤

Innâ a'tadnâ lil-kâfirîna salâsila va ağlâlan vasa'îrâ

Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ يَشۡرَبُونَ مِن كَأۡسٖ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا ٥

Innal-abrâra yaşrabûna min ka sin kâna mizâcuhâ kâfûrâ

İyiler ise, kâfur katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler. 

عَيۡنٗا يَشۡرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفۡجِيرٗا ٦

'Aynan yaşrabu bihâ 'ibâdullâhi yufaccirûnahâ tafcîrâ

(Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.

يُوفُونَ بِٱلنَّذۡرِ وَيَخَافُونَ يَوۡمٗا كَانَ شَرُّهُۥ مُسۡتَطِيرٗا ٧

Yûfûna bin-nazri vayahâfûna yavman kâna şarruhû mustatîrâ

O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.

وَيُطۡعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسۡكِينٗا وَيَتِيمٗا وَأَسِيرًا ٨

Vayut'imûnat-ta'âma 'alâ hubbihî miskînan vayatîman va asîrâ

Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

إِنَّمَا نُطۡعِمُكُمۡ لِوَجۡهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمۡ جَزَآءٗ وَلَا شُكُورًا ٩

Innamâ nut'imukum livachillâhi lâ nurîdu minkum cazâ'an valâ şukûrâ

«Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.»

إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوۡمًا عَبُوسٗا قَمۡطَرِيرٗا ١٠

Innâ nahâfu mir rabbinâ yavman 'abûsan kamtarîrâ

«Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız» (derler).

فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمِ وَلَقَّىٰهُمۡ نَضۡرَةٗ وَسُرُورٗا ١١

Favakâhumullâhu şarra zâlikal-yavmi valakkâhum nadratan vasurûrâ

İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.

وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُواْ جَنَّةٗ وَحَرِيرٗا ١٢

Vacazâhum bimâ sabarû cannatan vaharîrâ

Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.

مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِۖ لَا يَرَوۡنَ فِيهَا شَمۡسٗا وَلَا زَمۡهَرِيرٗا ١٣

Mmuttaki'îna fîhâ 'alal-arâ'iki lâ yaravna fîhâ şamsan valâ zamharîrâ

Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk.

وَدَانِيَةً عَلَيۡهِمۡ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتۡ قُطُوفُهَا تَذۡلِيلٗا ١٤

Vadâniyatan 'alayhim zilâluhâ vazullilat kutûfuhâ tazlîlâ

(Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabiIen meyveler istifadelerine sunulur.

وَيُطَافُ عَلَيۡهِم بِـَٔانِيَةٖ مِّن فِضَّةٖ وَأَكۡوَابٖ كَانَتۡ قَوَارِيرَا۠ ١٥

Vayutâfu 'alayhim bi'âniyatim min fiddatin va akvâbin kânat kavârîraâ

Yanlarında, gümüş kaplar ve billur kâselerle, (billur gibi) şeffaf kupalarla dolaşılır ki, sâkiler bunu (cennet şarabını)

قَوَارِيرَاْ مِن فِضَّةٖ قَدَّرُوهَا تَقۡدِيرٗا ١٦

Kavârîra min fiddatin kaddarûhâ takdîrâ

gümüş beyazlığında ölçüsünce tayin ve takdir ederler.

وَيُسۡقَوۡنَ فِيهَا كَأۡسٗا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا ١٧

Vayuskavna fîhâ ka san kâna mizâcuhâ zancabîlâ

Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır.

عَيۡنٗا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلۡسَبِيلٗا ١٨

'Aynan fîhâ tusammâ salsabîlâ

(Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebîl denir.

۞ وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنٞ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيۡتَهُمۡ حَسِبۡتَهُمۡ لُؤۡلُؤٗا مَّنثُورٗا ١٩

Vayatûfu 'alayhim vildânum muhalladûna izâ ra'aytahum hasibtahum lu'lu'am mansûrâ

O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.

وَإِذَا رَأَيۡتَ ثَمَّ رَأَيۡتَ نَعِيمٗا وَمُلۡكٗا كَبِيرًا ٢٠

Va izâ ra'ayta samma ra'ayta na'îman vamulkan kabîrâ

Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ye ulu bir saltanat görürsün.

عَٰلِيَهُمۡ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضۡرٞ وَإِسۡتَبۡرَقٞۖ وَحُلُّوٓاْ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٖ وَسَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ شَرَابٗا طَهُورًا ٢١

'Âliyahum siyâbu sundusin hudrun va istabrakun vahullû asâvira min fiddatin vasakâhum rabbuhum şarâban tahûrâ

Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir.

إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمۡ جَزَآءٗ وَكَانَ سَعۡيُكُم مَّشۡكُورًا ٢٢

Inna hâzâ kâna lakum cazâ'an vakâna sa'yukum maşkûrâ

(Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur.

إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ تَنزِيلٗا ٢٣

Innâ nahnu nazzalnâ 'alaykal-kur'âna tanzîlâ

(Rasûlüm!) Kur'an'ı sana biz, evet biz indirdik.

فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعۡ مِنۡهُمۡ ءَاثِمًا أَوۡ كَفُورٗا ٢٤

Fasbir lihukmi rabbika valâ tuti' minhum âsiman av kafûrâ

Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip)sabret; onlardan hiçbir günahkâra, yahut hiçbir nanköre boyun eğme.

وَٱذۡكُرِ ٱسۡمَ رَبِّكَ بُكۡرَةٗ وَأَصِيلٗا ٢٥

Vazkurisma rabbika bukratan va asîlâ

Sabah akşam Rabbinin ismini yâdet.

وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَٱسۡجُدۡ لَهُۥ وَسَبِّحۡهُ لَيۡلٗا طَوِيلًا ٢٦

Vaminal-layli fascud lahû vasabbihhu laylan tavîlâ

Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمۡ يَوۡمٗا ثَقِيلٗا ٢٧

Inna hâ'ulâ'i yuhibbûnal-'âcilata vayazarûna varâ'ahum yavman sakîlâ

Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.

نَّحۡنُ خَلَقۡنَٰهُمۡ وَشَدَدۡنَآ أَسۡرَهُمۡۖ وَإِذَا شِئۡنَا بَدَّلۡنَآ أَمۡثَٰلَهُمۡ تَبۡدِيلًا ٢٨

Nnahnu halaknâhum vaşadadnâ asrahum va izâ şi'nâ baddalnâ amsâlahum tabdîlâ

Onları biz yarattık; onların yaratılışını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde (kendilerini yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذۡكِرَةٞۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلٗا ٢٩

Inna hâzihî tazkiratun faman şâ'at-tahaza ilâ rabbihî sabîlâ

Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.

وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمٗا ٣٠

Vamâ taşâ'ûna illâ an yaşâ'allâhu innallâha kâna 'alîman hakîmâ

Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

يُدۡخِلُ مَن يَشَآءُ فِي رَحۡمَتِهِۦۚ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمَۢا ٣١

Yudhilu man yaşâ'u fî rahmatihî vaz-zâlimîna a'adda lahum 'azâban alîmâ

O, dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.

Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.

Sorular

İnsan Suresi kaç ayettir?

İnsan Suresi 31 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 76. suresidir.

İnsan Suresi Mekki mi, Medeni mi?

İnsan Suresi Medeni bir suredir.

İnsan Suresi kaçıncı cüzde?

İnsan Suresi 29. cüzdedir.

İnsan Suresi'ni dinleyebilir miyim?

Evet. Bu sayfanın üstündeki başlat düğmesine basın veya istediğiniz ayetten başlayın. Qabas uygulamasında sureyi çevrimdışı dinlemek için indirebilirsiniz.