ٱلۡحَآقَّةُ ١
Al-hâkkah
Gerçekleşecek olan;
Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلۡحَآقَّةُ ١
Al-hâkkah
Gerçekleşecek olan;
مَا ٱلۡحَآقَّةُ ٢
Mal-hâkkah
(Evet) nedir o gerçekleşecek olan?
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ ٣
Vamâ adrâka mal-hâkkah
Gerçekleşecek olanın (kıyametin) ne olduğunu sen nereden bileceksin?
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ ٤
Kazzabat samûdu va'âdu bil-kâri'ah
Semûd ve Ad kavimleri, kapılarını çalacak felâketi (kıyameti) yalan saymışlardı.
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ ٥
Fa ammâ samûdu fa uhlikû bit-tâğiyah
Semûd'a gelince: Onlar pek zorlu (bir sarsıntı) ile helâk edildiler.
وَأَمَّا عَادٞ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحٖ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةٖ ٦
Va ammâ 'âdun fa uhlikû birîhin sarsarin 'âtiyah
Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالٖ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومٗاۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةٖ ٧
Sahharahâ 'alayhim sab'a layâlin vasamâniyata ayyâmin husûman fataral-kavma fîhâ sar'â ka annahum a'câzu nahlin hâviyah
Allah onu, ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٖ ٨
Fahal tarâ lahum mim bâkiyah
Şimdi sen, onlardan, orada kalmış herhangi bir şey görüyor musun?
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ ٩
Vacâ'a fir'avnu vaman kablahû val-mu'tafikâtu bil-hâti'ah
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler halkı (Lût kavmi) hep o günahı (şirki) işlediler.
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةٗ رَّابِيَةً ١٠
Fa'asav rasûla rabbihim fa ahazahum ahzatar râbiyah
Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler, O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ ١١
Innâ lammâ tağal-mâ'u hamalnâkum fil-câriyah
Şüphesiz, su bastığı vakit sizi gemide biz taşıdık;
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةٗ وَتَعِيَهَآ أُذُنٞ وَٰعِيَةٞ ١٢
Linac'alahâ lakum tazkiratan vata'iyahâ uzunun vâ'iyah
onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةٞ وَٰحِدَةٞ ١٣
Fa izâ nufiha fis-sûri nafhatun vâhidah
Artık Sûr'a bir defa üflendiği,
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةٗ وَٰحِدَةٗ ١٤
Vahumilatil-ardu val-cibâlu fadukkatâ dakkatan vâhidah
yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,
فَيَوۡمَئِذٖ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ١٥
Fayavma'izin vaka'atil-vâki'ah
işte o gün olacak olur (kıyamet kopar).
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذٖ وَاهِيَةٞ ١٦
Vanşakkatis-samâ'u fahiya yavma'izin vâhiyah
Gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذٖ ثَمَٰنِيَةٞ ١٧
Val-malaku 'alâ arcâ'ihâ vayahmilu 'arşa rabbika favkahum yavma'izin samâniyah
Melekler onun (göğün) etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.
يَوۡمَئِذٖ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةٞ ١٨
Yavma'izin tu'radûna lâ tahfâ minkum hâfiyah
(Ey insanlar!) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ ١٩
Fa ammâ man ûtiya kitâbahû biyamînihî fayakûlu hâ'umukra'û kitâbiyah
Kitabı sağ tarafından verilen: "Alın, kitabımı okuyun;
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ ٢٠
Innî zanantu annî mulâkin hisâbiyah
doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum," der.
فَهُوَ فِي عِيشَةٖ رَّاضِيَةٖ ٢١
Fahuva fî 'îşatir râdiyah
Hoşnut kalacağı bir hayat içindedir.
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٖ ٢٢
Fî cannatin 'âliyah
Artık yüce bir cennette
قُطُوفُهَا دَانِيَةٞ ٢٣
Kutûfuhâ dâniyah
o, meyveleri sarkmış,
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ ٢٤
Kulû vaşrabû hanî'â bimâ aslaftum fil-ayyâmil-hâliyah
(Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yiyin, için.
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ ٢٥
Va ammâ man ûtiya kitâbahû bişimâlihî fayakûlu yâlaytanî lam ûta kitâbiyah
Kitabı sol tarafından verilene gelince, o: Keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de,
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ ٢٦
Valam adri mâ hisâbiyah
hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ ٢٧
Yâlaytahâ kânatil-kâdiyah
Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi!
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ ٢٨
Mâ ağnâ 'annî mâliyah
Malım bana hiç fayda sağlamadı;
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ ٢٩
Halaka 'annî sultâniyah
saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ٣٠
Huzûhu fağullûh
Onu yakalayın da, (ellerini boynuna) bağlayın;
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ ٣١
Summal-cahîma sallûh
sonra alevli ateşe atın onu!
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةٖ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعٗا فَٱسۡلُكُوهُ ٣٢
Summa fî silsilatin zar'uhâ sab'ûna zirâ'an faslukûh
Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun!
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ ٣٣
Innahû kâna lâ yu'minu billâhil-'azîm
Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi,
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ٣٤
Valâ yahuddu 'alâ ta'âmil-miskîn
Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi.
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمٞ ٣٥
Falaysa lahul-yavma hâhunâ hamîm
Bu sebeple, bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينٖ ٣٦
Valâ ta'âmun illâ min ğislîn
Kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur.
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ ٣٧
Llâ ya'kuluhû illal-hâti'ûn
Ancak günahkârların yediği...
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ ٣٨
Falâ uksimu bimâ tubsirûn
Görebildikleriniz üzerine yemin ederim ki
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ ٣٩
Vamâ lâ tubsirûn
ve göremedikleriniz.
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولٖ كَرِيمٖ ٤٠
Innahû lakavlu rasûlin karîm
Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرٖۚ قَلِيلٗا مَّا تُؤۡمِنُونَ ٤١
Vamâ huva bikavli şâ'irin kalîlam mâ tu'minûn
Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنٖۚ قَلِيلٗا مَّا تَذَكَّرُونَ ٤٢
Valâ bikavli kâhinin kalîlam mâ tazakkarûn
Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz!
تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٤٣
Tanzîlum mir rabbil-'âlamîn
(O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ ٤٤
Valav takavvala 'alaynâ ba'dal-akâvîl
Eğer o (Muhammed) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ ٤٥
La ahaznâ minhu bil-yamîn
elbette onu kıskıvrak yakalardık.
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ ٤٦
Summa lakata'nâ minhul-vatîn
Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ ٤٧
Famâ minkum min ahadin 'anhu hâcizîn
Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةٞ لِّلۡمُتَّقِينَ ٤٨
Va innahû latazkiratul lil-muttakîn
Doğrusu o (Kur'an), takvâ sahipleri için bir öğüttür.
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ ٤٩
Va innâ lana'lamu anna minkum mukazzibîn
İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ٥٠
Va innahû lahasratun 'alal-kâfirîn
Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ ٥١
Va innahû lahakkul-yakîn
ve o, gerçekten kat'î bilginin ta kendisidir.
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ٥٢
Fasabbih bismi rabbikal-'azîm
O halde,Yüce Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.
Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.
Hakka Suresi 52 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 69. suresidir.
Hakka Suresi Mekki bir suredir.
Hakka Suresi 29. cüzdedir.
Evet. Bu sayfanın üstündeki başlat düğmesine basın veya istediğiniz ayetten başlayın. Qabas uygulamasında sureyi çevrimdışı dinlemek için indirebilirsiniz.