Inna fi khalqis-samawati

Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others

إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ لَأٓيَٰتٖ لِّأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ١٩٠

Inna fî halkis-samâvâti val-ardi vahtilâfil-layli van-nahâri la'âyâtil li ulil-albâb

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.

Tefsir

Şüphesiz geçmiş bir örneği olmadan göklerin ve yerin yoktan var edilmesinde, gece ile gündüzün birbirini takip etmesinde, uzunluk ve kısalığının farklı olmasında, selim akıl sahipleri için apaçık deliller vardır. Onları, bu alemi yaratanın tek başına ibadet edilmeyi hak ettiğine yönlendirir.

ٱلَّذِينَ يَذۡكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَٰمٗا وَقُعُودٗا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمۡ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ رَبَّنَا مَا خَلَقۡتَ هَٰذَا بَٰطِلٗا سُبۡحَٰنَكَ فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ ١٩١

Allazîna yazkurûnallâha kiyâman vaku'ûdan va'alâ cunûbihim vayatafakkarûna fî halkis-samâvâti val-ardi rabbanâ mâ halakta hâzâ bâtilan subhânaka fakinâ 'azâban-nâr

Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) «Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni (her türlü noksan sıfatlardan) tenzih ederiz. Bizi Cehennem azabından koru!»

Tefsir

Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerine uzanmışken bütün hallerinde Allah'ı zikreden kimselerdir. Akıllarını göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünmeye kullanır ve: "Ey Rabbimiz bu azametli mahlukatını oyun olsun diye yaratmadın. Sen oyun oynamaktan berisin. Bizleri salih amellerde muvaffak kılıp kötülüklerden muhafaza ederek cehennem azabından uzak tut!" derler.

رَبَّنَآ إِنَّكَ مَن تُدۡخِلِ ٱلنَّارَ فَقَدۡ أَخۡزَيۡتَهُۥۖ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارٖ ١٩٢

Rabbanâ innaka man tudhilin-nâra fakad ahzaytahû vamâ liz-zâlimîna min ansâr

Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, artık onu rüsvay etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.

Tefsir

-Ey Rabbimiz!- Şüphesiz ki sen yarattıklarından kimi cehenneme sokarsan, onu alçaltmış ve rezil etmiş olursun. Kıyamet gününde zalimleri Allah'ın azabından ve cezasından koruyacak hiçbir yardımcıları yoktur.

رَّبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعۡنَا مُنَادِيٗا يُنَادِي لِلۡإِيمَٰنِ أَنۡ ءَامِنُواْ بِرَبِّكُمۡ فَـَٔامَنَّاۚ رَبَّنَا فَٱغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرۡ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ ٱلۡأَبۡرَارِ ١٩٣

Rrabbanâ innanâ sami'nâ munâdiyan yunâdî lil-îmâni an âminû birabbikum fa'âmannâ rabbanâ fağfir lanâ zunûbanâ vakaffir 'annâ sayyi'âtinâ vatavaffanâ ma'al-abrâr

Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, «Rabbinize inanın!» diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamber'i, Kuran'ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz!

Tefsir

Rabbimiz imana davet eden bir davetçiyi - ki o gönderdiğin Nebî Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir, duyup, işittik. Şöyle söyleyerek çağırıyordu: Tek ilah olan Rabbiniz Allah'a iman edin! Onun çağırdığı şeye iman ettik, şeriatine tabi olduk. Bundan dolayı günahlarımızı ört, bizi rezil etme. Günahlarımızı bağışla, onlardan bizi sorumlu tutma. Bizleri hayır işleyip kötülükleri terk etmeye muvaffak kıl ve salihlerle beraber canımızı al.

رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخۡزِنَا يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ إِنَّكَ لَا تُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ ١٩٤

Rabbanâ va âtinâ mâ va'attanâ 'alâ rusulika valâ tuhzinâ yavmal-kiyâmati innaka lâ tuhliful-mî'âd

Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil rüsva etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!

Tefsir

Rabbimiz resullerinin dili ile bize vadettiğin hidayeti ve dünyadaki yardımını ver. Kıyamette cehenneme girmek ile bizi rezil rüsva etme. Şüphesiz ki sen, -Ey Rabbimiz- kerem sahibisin, vaadinden dönmezsin.

فَٱسۡتَجَابَ لَهُمۡ رَبُّهُمۡ أَنِّي لَآ أُضِيعُ عَمَلَ عَٰمِلٖ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰۖ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضٖۖ فَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَٰتَلُواْ وَقُتِلُواْ لَأُكَفِّرَنَّ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَلَأُدۡخِلَنَّهُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ ثَوَابٗا مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسۡنُ ٱلثَّوَابِ ١٩٥

Fastacâba lahum rabbuhum annî lâ udî'u 'amala 'âmilim minkum min zakarin av unsâ ba'dukum mim ba'din fallazîna hâcarû va uhricû min diyârihim va ûzû fî sabîlî vakâtalû vakutilû la ukaffiranna 'anhum sayyi'âtihim vala'udhilannahum cannâtin tacrî min tahtihal-anhâru savâbam min 'indillâhi vallâhu 'indahû husnus-savâb

Rableri de, onların bu dualarına icabet eder (ve der) ki: Ben, içinizden erkek olsun, kadın olsun, hiçbir amel sahibinin amelini asla zayi etmem; (zira kadın ve erkek olarak siz), birbirinizden (olma) siniz. Hicret edenlerin, ülkelerinden sürülüp çıkarılanların, benim yolumda eziyet çekenlerin, savaşanların ve (savaşta şehîd olarak) öldürülenlerin, Allah katından (yaptıklarının] sevabı olarak, kusurlarını mutlaka örteceğim ve onları, (ağaçları) altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.

Tefsir

Rableri onların duasına icabet etti: Ben, ister az ister çok olsun amellerinizin karşılığını zayi etmeyeceğim. İster bu amel eden erkek, isterse de kadın olsun. (Allah) Sizlerin birbirinizden tek millet olduğunuza hükmetti. Erkeğe fazla verilmez, kadından da eksiltilmez. Allah yolunda hicret edenlerin, kâfirlerin diyarlarından çıkardığı kimselerin, Rablerine itaat ettikleri için eziyete uğrayanların, Allah yolunda savaşıp Allah'ın kelimesi en yüksek olsun diye öldürülenlerin kıyamet gününde günahlarını bağışlayacağım ve örteceğim. Allah katından bir mükâfat olarak saraylarının altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Eşi benzeri olmayan en güzel mükâfat Allah'ın katındadır.

لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ ١٩٦

Lâ yağurrannaka takallubul-lazîna kafarû fil-bilâd

  İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın!

Tefsir

-Ey Peygamber- kâfirlerin diyar diyar dolaşması, buna güç yetirmeleri, ticaretlerinin kapasitesi ve rızıkları seni aldatmasın. Bundan dolayı onların halinden üzüntü ve keder duyuyordun.

مَتَٰعٞ قَلِيلٞ ثُمَّ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ ١٩٧

Matâ'un kalîlun summa ma'vâhum cahannamu vabi'sal-mihâd

  Azıcık bir menfaattir o. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir!

Tefsir

Bu dünya az bir geçimlik olup, devamlı değildir. Sonra kıyamet günü varıp dönecekleri yer cehennemdir. Cehennem onlar için ne kötü bir barınaktır/yataktır.

لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ لَهُمۡ جَنَّٰتٞ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نُزُلٗا مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۗ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرٞ لِّلۡأَبۡرَارِ ١٩٨

Lâkinil-lazînat-takav rabbahum lahum cannâtun tacrî min tahtihal-anhâru hâlidîna fîhâ nuzulam min 'indillâhi vamâ 'indallâhi hayrul lil-abrâr

  Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, Allah tarafından bir ikram olarak, altlarından ırmaklar akan, ebedî olarak kalacakları cennetler vardır. İyi kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.

Tefsir

Fakat emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak Rablerinden korkanlar için saraylarının altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedî kalacaklardır. Bu onlar için Allah Teâlâ katından hazırlanmış bir mükâfattır. Allah'ın salih kulları için hazırlamış olduğu şeyler, kâfirlerin bolluk içinde dünya lezzetlerini tatmalarından daha hayırlı ve faziletlidir.

وَإِنَّ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَمَن يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكُمۡ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِمۡ خَٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشۡتَرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنٗا قَلِيلًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ١٩٩

Va inna min ahlil-kitâbi laman yu'minu billâhi vamâ unzila ilaykum vamâ unzila ilayhim hâşi'îna lillâhi lâ yaştarûna bi'âyâtillâhi samanan kalîlan ulâ'ika lahum acruhum 'inda rabbihim innallâha sarî'ul-hisâb

Ehli kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini yok pahasına satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.

Tefsir

Ehlikitabın hepsi bir değildir. Onların arasından Allah'a, size indirilen hak ve hidayete iman eden bir topluluk vardır. Ve aynı zamanda kitaplarında kendilerine indirilene de iman ederler. Allah’ın resullerine iman etmede onları birbirinden ayırmazlar, Allah'a karşı boyun eğererek, zillet içindedirler. O'nun katındakini arzular, Allah'ın ayetlerini az bir dünyalık karşılığında değiştirmezler. Bu vasıflarla zikredilen kimselerin Rableri katında büyük mükâfatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk gören ve karşılığını da hızlı bir şekilde verendir.

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱصۡبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ٢٠٠

Yâ'ayyuhal-lazîna âmanusbirû vasâbirû varâbitû vattakullâha la'allakum tuflihûn

   Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.

Tefsir

Ey Allah'a iman eden ve resulüne tabi olanlar! Dinî sorumlulukları yerine getirmede ve dünyada başınıza gelen musibetlere karşı sabırlı olun. Sabır yarışında kâfirleri geçin, sizden daha sabırlı olmasınlar. Allah yolunda cihat edin. Emirlerine itaat ederek ve yasaklarından kaçınarak Allah'tan korkun. Umulur ki cennete girip, cehennemden selamette olma isteğinize nail olursunuz.

Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.

Al-i İmran Suresi'nin tamamını okuyun

Sorular

Inna fi khalqis-samawati Kur'an'da nerededir?

Inna fi khalqis-samawati, Al-i İmran Suresi içinde yer alır (3:190-200).