وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ ١
Van-nacmi izâ havâ
Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
Meal: Turkish Translation - Dr. Ali Ozek and others
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ ١
Van-nacmi izâ havâ
Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمۡ وَمَا غَوَىٰ ٢
Mâ dalla sâhibukum vamâ ğavâ
arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı;
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ ٣
Vamâ yantiku 'anil-havâ
o, arzusuna göre de konuşmaz.
إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيٞ يُوحَىٰ ٤
In huva illâ vahyun yûhâ
O, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلۡقُوَىٰ ٥
'Allamahû şadîdul-kuvâ
Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti.
ذُو مِرَّةٖ فَٱسۡتَوَىٰ ٦
Zû mirratin fastavâ
Asıl şekliyle doğruldu.
وَهُوَ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡأَعۡلَىٰ ٧
Vahuva bil-ufukil-a'lâ
Sonra en yüksek ufukta iken.
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ٨
Summa danâ fatadallâ
Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.
فَكَانَ قَابَ قَوۡسَيۡنِ أَوۡ أَدۡنَىٰ ٩
Fakâna kâba kavsayni av adnâ
O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
فَأَوۡحَىٰٓ إِلَىٰ عَبۡدِهِۦ مَآ أَوۡحَىٰ ١٠
Fa avhâ ilâ 'abdihî mâ avhâ
Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
مَا كَذَبَ ٱلۡفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ١١
Mâ kazabal-fu'âdu mâ ra'â
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ١٢
Afatumârûnahû 'alâ mâ yarâ
Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
وَلَقَدۡ رَءَاهُ نَزۡلَةً أُخۡرَىٰ ١٣
Valakad ra'âhu nazlatan uhrâ
Önceden bir defa daha görmüştü.
عِندَ سِدۡرَةِ ٱلۡمُنتَهَىٰ ١٤
'Inda sidratil-muntahâ
Andolsun onu, Sidretü’l Müntehâ'nın yanında
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلۡمَأۡوَىٰٓ ١٥
'Indahâ cannatul-ma'vâ
cennetü’l-me’vâ da onun yanındadır.
إِذۡ يَغۡشَى ٱلسِّدۡرَةَ مَا يَغۡشَىٰ ١٦
Iz yağşas-sidrata mâ yağşâ
Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
مَا زَاغَ ٱلۡبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ١٧
Mâ zâğal-basaru vamâ tağâ
Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
لَقَدۡ رَأَىٰ مِنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ ١٨
Lakad ra'â min âyâti rabbihil-kubrâ
Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلۡعُزَّىٰ ١٩
Afara'aytumul-lâta val-'uzzâ
Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ’yı?
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ ٢٠
Vamanavâtas-sâlisatal-uhrâ
Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ ٢١
Alakumuz-zakaru valahul-unsâ
Demek erkek size, dişi O’na öyle mi?
تِلۡكَ إِذٗا قِسۡمَةٞ ضِيزَىٰٓ ٢٢
Tilka izan kismatun dîzâ
O zaman bu, insafsızca bir taksim!
إِنۡ هِيَ إِلَّآ أَسۡمَآءٞ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰٓ ٢٣
In hiya illâ asmâ'un sammaytumûhâ antum va âbâ'ukum mâ anzalallâhu bihâ min sultânin in yattabi'ûna illaz-zanna vamâ tahval-anfusu valakad câ'ahum mir rabbihimul-hudâ
Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
أَمۡ لِلۡإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ٢٤
Am lil-insâni mâ tamannâ
Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?
فَلِلَّهِ ٱلۡأٓخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ ٢٥
Falillâhil-âhiratu val-ûlâ
Ahiret de dünya da Allah'ındır.
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغۡنِي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَىٰٓ ٢٦
Vakam mim malakin fis-samâvâti lâ tuğnî şafâ'atuhum şay'an illâ mim ba'di an ya'zanallâhu liman yaşâ'u vayardâ
Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ تَسۡمِيَةَ ٱلۡأُنثَىٰ ٢٧
Innal-lazîna lâ yu'minûna bil-âhirati layusammûnal-malâ'ikata tasmiyatal-unsâ
Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـٔٗا ٢٨
Vamâ lahum bihî min 'ilmin in yattabi'ûna illaz-zanna va innaz-zanna lâ yuğnî minal-hakki şay'â
Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ يُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ٢٩
Fa a'rid 'am man tavallâ 'an zikrinâ valam yurid illal-hayavâtad-dunyâ
Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.
ذَٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ ٣٠
Zâlika mablağuhum minal-'ilmi inna rabbaka huva a'lamu biman dalla 'an sabîlihî vahuva a'lamu bimanihtadâ
İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapan daha iyi bilir. O, hidayette olanı da çok iyi bilir.
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ بِٱلۡحُسۡنَى ٣١
Valillâhi mâ fis-samâvâti vamâ fil-ardi liyacziyal-lazîna asâ'û bimâ 'amilû vayacziyal-lazîna ahsanû bil-husnâ
Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.
ٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةٞ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ٣٢
Allazîna yactanibûna kabâ'iral-ismi val-favâhişa illal-lamama inna rabbaka vâsi'ul-mağfirati huva a'lamu bikum iz anşa'akum minal-ardi va iz antum acinnatun fî butûni ummahâtikum falâ tuzakkû anfusakum huva a'lamu bimanit-takâ
Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي تَوَلَّىٰ ٣٣
Afara'aytal-lazî tavallâ
Gördün mü arkasını döneni?
وَأَعۡطَىٰ قَلِيلٗا وَأَكۡدَىٰٓ ٣٤
Va a'tâ kalîlan va akdâ
Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
أَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡغَيۡبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ ٣٥
A'indahû 'ilmul-ğaybi fahuva yarâ
Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?
أَمۡ لَمۡ يُنَبَّأۡ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ ٣٦
Am lam yunabba' bimâ fî suhufi mûsâ
Yoksa, Musa’nın ve ahdine vefa gösteren kendisine haber verilmedi mi?
وَإِبۡرَٰهِيمَ ٱلَّذِي وَفَّىٰٓ ٣٧
Va ibrâhîmal-lazî vaffâ
İbrahim’in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi?
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰ ٣٨
Allâ taziru vâziratun vizra uhrâ
Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.
وَأَن لَّيۡسَ لِلۡإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ٣٩
Va al laysa lil-insâni illâ mâ sa'â
Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
وَأَنَّ سَعۡيَهُۥ سَوۡفَ يُرَىٰ ٤٠
Va anna sa'yahû savfa yurâ
Ve çalışması da ileride görülecektir.
ثُمَّ يُجۡزَىٰهُ ٱلۡجَزَآءَ ٱلۡأَوۡفَىٰ ٤١
Summa yuczâhul-cazâ'al-avfâ
Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلۡمُنتَهَىٰ ٤٢
Va anna ilâ rabbikal-muntahâ
ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضۡحَكَ وَأَبۡكَىٰ ٤٣
Va annahû huva adhaka va abkâ
Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحۡيَا ٤٤
Va annahû huva amâta va ahyâ
Öldüren de dirilten de O’dur.
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰ ٤٥
Va annahû halakaz-zavcayniz-zakara val-unsâ
Şurası muhakkak ki (rahime) erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.
مِن نُّطۡفَةٍ إِذَا تُمۡنَىٰ ٤٦
Min nutfatin izâ tumnâ
Atıldığında nutfeden.
وَأَنَّ عَلَيۡهِ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰ ٤٧
Va anna 'alayhin-naş'atal-uhrâ
Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغۡنَىٰ وَأَقۡنَىٰ ٤٨
Va annahû huva ağnâ va aknâ
Zengin eden de yoksul kılan da O'dıır.
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعۡرَىٰ ٤٩
Va annahû huva rabbuş-şi'râ
Doğrusu Şi’râ yıldızının Rabbi de O'dur.
وَأَنَّهُۥٓ أَهۡلَكَ عَادًا ٱلۡأُولَىٰ ٥٠
Va annahû ahlaka 'âdanil-ûlâ
Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.
وَثَمُودَاْ فَمَآ أَبۡقَىٰ ٥١
Vasamûda famâ abkâ
Semûd’u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.
وَقَوۡمَ نُوحٖ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ ٥٢
Vakavma nûhim min kablu innahum kânû hum azlama va atğâ
Daha önce de çok zalim ve pek azgın olan Nuh kavmini (helâk etmişti).
وَٱلۡمُؤۡتَفِكَةَ أَهۡوَىٰ ٥٣
Val-mu'tafikata ahvâ
Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ ٥٤
Fağaşşâhâ mâ ğaşşâ
Onların başına getireceğini getirdi!
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ ٥٥
Fabi'ayyi âlâ'i rabbika tatamârâ
Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.
هَٰذَا نَذِيرٞ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلۡأُولَىٰٓ ٥٦
Hâzâ nazîrum minan-nuzuril-ûlâ
İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
أَزِفَتِ ٱلۡأٓزِفَةُ ٥٧
Azifatil-âzifah
Yaklaşan yaklaştı.
لَيۡسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ ٥٨
Laysa lahâ min dûnillâhi kâşifah
Onu (vaktini) Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.
أَفَمِنۡ هَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ تَعۡجَبُونَ ٥٩
Afamin hâzal-hadîsi ta'cabûn
Şimdi siz bu söze (Kur’an'a) mı şaşıyorsunuz?
وَتَضۡحَكُونَ وَلَا تَبۡكُونَ ٦٠
Vatadhakûna valâ tabkûn
Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
وَأَنتُمۡ سَٰمِدُونَ ٦١
Va antum sâmidûn
Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!
فَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ وَٱعۡبُدُواْ۩ ٦٢
Fascudû lillâhi va'budû
Haydi Allah'a secde edip O’na kulluk edin!
Okunuş, Qabas tarafından Arapça metinden yazılmış bir okuma yardımıdır. Doğru telaffuz için Arap harflerini ve tecvidi öğrenin.
Necm Suresi 62 ayettir. Kur'an-ı Kerim'in 53. suresidir.
Necm Suresi Mekki bir suredir.
Necm Suresi 27. cüzdedir.
Evet. Bu sayfanın üstündeki başlat düğmesine basın veya istediğiniz ayetten başlayın. Qabas uygulamasında sureyi çevrimdışı dinlemek için indirebilirsiniz.