وَرَفَعۡنَا فَوۡقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمۡ وَقُلۡنَا لَهُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدٗا وَقُلۡنَا لَهُمۡ لَا تَعۡدُواْ فِي ٱلسَّبۡتِ وَأَخَذۡنَا مِنۡهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظٗا ١٥٤
Varafa'nâ favkahumut-tûra bimîsâkihim vakulnâ lahumudhulul-bâba succadan vakulnâ lahum lâ ta'dû fis-sabti va ahaznâ minhum mîsâkan ğalîzâ
Söz vermeleri sebebiyle (ve verdikleri sözde durmalarını sağlamak için) Tûr'u Üzerlerine kaldırmıştık; onlara: "Kapıdan secde ederek girin", keza yine onlara: "Cumartesi günü avlanarak haddi aşmayın" demiş, bu hususlarda kendilerinden bir de sağlam söz almıştık.
Tefsir
Onlardan alınan pekiştirilmiş kesin söz sebebi ile, Tevrat'ta bulunan emirlerle amel etmeleri için ve korkutmak amacıyla dağı üzerlerine kaldırdık. Dağı üzerlerine kaldırdıktan sonra onlara şöyle dedik: Başlarınızı eğerek Beyti'l Makdis'in kapısından giriniz. Onlar ise kıçlarının üzerine oturup sürünerek girdiler. Cumartesi günü balık avlama yasağını çiğnemeyin dedik. Onlar ise yasağı dinlemeyip balık avladılar. Biz onlardan bu husus ile ilgili pekiştirilmiş kesin söz almıştık. Onlar ise bu ahdi çiğneyip bozdular.