يَحۡسَبُونَ ٱلۡأَحۡزَابَ لَمۡ يَذۡهَبُواْۖ وَإِن يَأۡتِ ٱلۡأَحۡزَابُ يَوَدُّواْ لَوۡ أَنَّهُم بَادُونَ فِي ٱلۡأَعۡرَابِ يَسۡـَٔلُونَ عَنۡ أَنۢبَآئِكُمۡۖ وَلَوۡ كَانُواْ فِيكُم مَّا قَٰتَلُوٓاْ إِلَّا قَلِيلٗا ٢٠
Yahsabûnal-ahzâba lam yazhabû va in ya'til-ahzâbu yavaddû lav annahum bâdûna fil-a'râbi yas'alûna 'an ambâ'ikum valav kânû fîkum mâ kâtalû illâ kalîlâ
Bunlar, düşman birliklerinin bozulup gitmedikleri evhamı içindedirler. Müttefikler ordusu yine gelecek olsa, isterler ki, çölde göçebe Araplar içinde bulunsunlar da, sizin haberlerinizi (uzaktan) sorsunlar. Zaten içinizde bulunsalardı dahi pek savaşacak değillerdi.
Tefsir
Bu korkaklar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Müminler ile savaşmak için toplanan grupların Müminleri yok etmeden gitmeyeceğini zannetmektedirler. Şayet bu gruplar bir daha gelecek olsa bu münafıklar Medine'den bedeviler ile beraber çıkmak isterler. Düşmanlarınızla savaştıktan sonra size ne oldu diye haberlerinizi soruyorlar. -Ey Müminler!- Eğer sizin aranızda olsalardı azı hariç sizinle birlikte savaşmazlardı. Onları umursamayın ve onlar için üzülmeyin.