قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطٗاۚ قَالُواْ نَحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَن فِيهَاۖ لَنُنَجِّيَنَّهُۥ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ كَانَتۡ مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ ٣٢
Kâla inna fîhâ lûtan kâlû nahnu a'lamu biman fîhâ lanunacciyannahû va ahlahû illamra'atahû kânat minal-ğâbirîn
(İbrahim) dedi ki: Ama orada Lût var! Şöyle cevap verdiler: Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o, (azapta) kalacaklar arasındadır.
Tefsir
İbrahim -aleyhisselam- meleklere, "Sizin halkını helak etmek istediğiniz bu şehirde Lût da var ve o zalimlerden birisi değildir.” dedi. Melekler de şöyle yanıt verdiler: "Biz orada kimlerin olduğunu senden daha iyi biliyoruz. Biz onu ve bütün ailesini şehir halkının üzerine inecek olan azapla helak olmaktan kurtaracağız. Ancak karısı hariç; o ise, helak olanlarla beraber kalacak ve onu da onlarla beraber helak edeceğiz."