وَبَيۡنَهُمَا حِجَابٞۚ وَعَلَى ٱلۡأَعۡرَافِ رِجَالٞ يَعۡرِفُونَ كُلَّۢا بِسِيمَىٰهُمۡۚ وَنَادَوۡاْ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ أَن سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡۚ لَمۡ يَدۡخُلُوهَا وَهُمۡ يَطۡمَعُونَ ٤٦
Vabaynahumâ hicâbun va'alal-a'râfi ricâlun ya'rifûna kullâ bisîmâhum vanâdav ashâbal-cannati an salâmun 'alaykum lam yadhulûhâ vahum yatma'ûn
İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A'râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline: «Selâm size!» diye seslenirler.
Tefsir
Bu iki grup arasında; Cennet ve Cehennem ashabı arasında A'raf adı verilen yüksekçe bir sur vardır. Bu yüksek surların üzerinde iyilikleri ve kötülükleri eşit seviyede kalmış adamlar vardır. Bunlar Cennet ashabını yüzlerinin beyazlığı gibi alametlerinden tanırlar. Cehennem ashabını da yüzlerinin siyahlığı gibi alametlerinden tanırlar. Bu adamlar Cennet ahalisine seslenip onlara ikram olarak şöyle derler: “Sizlere selam olsun!” O vakit A'raf ashabı, henüz Cennet'e girmemiştir. Onlar Allah’ın rahmetiyle Cennet'e girmeyi umut ederler.