قَدۡ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱللَّهِۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةٗ قَالُواْ يَٰحَسۡرَتَنَا عَلَىٰ مَا فَرَّطۡنَا فِيهَا وَهُمۡ يَحۡمِلُونَ أَوۡزَارَهُمۡ عَلَىٰ ظُهُورِهِمۡۚ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ ٣١
Kad hasiral-lazîna kazzabû bilikâ'illâhi hattâ izâ câ'athumus-sâ'atu bağtatan kâlû yâhasratanâ 'alâ mâ farratnâ fîhâ vahum yahmilûna avzârahum 'alâ zuhûrihim alâ sâ'a mâ yazirûn
Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar, günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki: «Dünyada iyi amelleri terketmemizden dolayı vah bize!» Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!
Tefsir
Muhakkak ki ölümden sonra dirilmeyi yalanlayanlar ve kıyamet gününde Allah'ın huzuruna durmayı uzak görenler hüsrana uğramışlardır. Kıyamet önceden bir bilgi ve uyarı olmadan ansızın onların başına geldiği zaman şiddetli pişmanlıktan; "Allah'a karşı küfür işleyerek yaptığımız kusurlardan ve ahiret gününe hazırlık yapmadığımızdan dolayı hayal kırıklığına uğradığımız için bize yazıklar olsun!" derler. Sırtlarında da günahlarını taşırlar. Bilesiniz ki, o yüklendikleri ve taşıdıkları şey ne kadar da kötüdür.