فَكُلًّا أَخَذۡنَا بِذَنۢبِهِۦۖ فَمِنۡهُم مَّنۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِ حَاصِبٗا وَمِنۡهُم مَّنۡ أَخَذَتۡهُ ٱلصَّيۡحَةُ وَمِنۡهُم مَّنۡ خَسَفۡنَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ وَمِنۡهُم مَّنۡ أَغۡرَقۡنَاۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٤٠
Fakullan ahaznâ bizambihî faminhum man arsalnâ 'alayhi hâsiban vaminhum man ahazathus-sayhatu vaminhum man hasafnâ bihil-arda vaminhum man ağraknâ vamâ kânallâhu liyazlimahum valâkin kânû anfusahum yazlimûn
Nitekim, onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Tefsir
Daha önce bahsedilenlerin hepsini helak edici azabımızla yakalayıverdik. Onlardan bazısı üzerlerine yığın halinde sertleşmiş çamurdan taşlar yağdırdığımız Lût kavmidir. Bazısı da kendisi ve evini yerin dibine geçirdiğimiz Karun’dur. Bazıları da boğarak helak ettiğimiz Nuh’un, Firavun ve Haman’ın kavmidir. Allah, günahsız oldukları halde helak ederek onlara zulmetmedi. Fakat onlar günahlar işleyerek kendilerine zulmettiler ve azabı hak ettiler.